Yeni:

latest

Severmişim Meğer - Nazım Hikmet Ran

Nâzım Hikmet'in "Severmişim Meğer" şiiri üzerine edebi bir analiz: 60 yaşında sürgünlük ve yaşam aşkının analizi. ...

✒️ 3 dakika okuma süresi
İyi Okumalar! Yorumlarınız bizim için kıymetlidir.
Nâzım Hikmet'in "Severmişim Meğer" şiiri üzerine edebi bir analiz: 60 yaşında sürgünlük ve yaşam aşkının analizi.

🔍 Edebi İnceleme, Künye ve Şiir

Şiir: Severmişim Meğer
Şair: Nazım Hikmet Ran
Tematik Odak: Yaşam sevinci, doğa sevgisi, sürgünlük, özlem, ölüm bilinci ve geçmişe bakış.
Edebi Dönem: Modern Türk Şiiri / Nâzım Hikmet'in son dönemi (Moskova yılları).

Analitik Notlar:

1962 yılında, ölümünden yaklaşık bir yıl önce yazılan bu şiir, Nâzım’ın "vasiyetnamesi" niteliğindedir. Şair, 60 yaşında bir tren yolculuğunda; topraktan gökyüzüne, yağmurdan zifiri karanlığa kadar her şeyi "meğer" diyerek yeniden keşfeder. Şiirde Tolstoy'un Savaş ve Barış'ından kozmonotlara, İstanbul'un fulyalarından Moskova'nın kayınlarına kadar geniş bir coğrafi ve kültürel harita çizilir. "Dönülmez bir yolculuğa çıkmışım gibi seyrederek" dizesi, şairin yaklaşan ölümü büyük bir kabulleniş ve yaşam aşkıyla karşıladığının en net kanıtıdır.

Severmişim Meğer Şiiri - Nazım Hikmet Ran
Severmişim Meğer Şiiri - Nazım Hikmet.

Severmişim Meğer



Yıl 62 Mart 28
Pırağ-Berlin tireninde pencerenin yanındayım
akşam oluyor.
Dumanlı ıslak ovaya akşamın
yorgun bir kuş gibi inişini severmişim meğer.
Akşamın inişini yorgun kuşun inişine
benzetmeyi sevmedim.

Toprağı severmişim meğer
toprağı sevdim diyebilir mi
onu bir kez olsun sürmeyen
Ben sürmedim.
Platonik biricik sevdam da buymuş meğer.

Meğer ırmağı severmişim.
İster böyle kımıldanmadan aksın
kıvrıla kıvrıla tepelerin eteğinde
doruklarına şatolar kondurulmuş
Avrupa tepelerinin,
ister uzasın göz alabildiğine dümdüz.
bilirim ırmak yeni ışıklar getirecek,
sen göremiyeceksin,
bilirim ömrümüz beygirinkinden azıcık uzun,
karganınkinden alabildiğine kısa.
bilirim benden önce duyulmuş bu keder
benden sonra da duyulacak.
Benden önce söylenmiş bunların hepsi bin kere,
benden sonra da söylenecek.

Gökyüzünü severmişim meğer,
kapalı olsun, açık olsun.
Borodino savaş alanında
Andırey’in sırtüstü seyrettiği gökkubbe
hapiste Türkçeye çevirdim
iki cildini Savaşla Barış’ın
kulağıma sesler geliyor,
gökkubbeden değil, meydan yerinden
gardiyanlar birini dövüyor yine.

Ağaçları severmişim meğer.
Çırılçıplak kayınlar
Moskova dolaylarında Peredelkino’da
kışın çıkarlar karşıma alçakgönüllü, kibar
kayınlar Rus sayılıyor,
kavakları Türk saydığımız gibi.
İzmir’in kavakları,
dökülür yaprakları,
bize de Çakıcı derler,
yâr fidan boylum,
yakarız konakları.
Ilgaz ormanlarında, yıl 920
bir keten mendil astım bir çam dalına, 
ucu işlemeli.

Yolları severmişim meğer,
asfaltını da.
Vera direksiyonda,
Moskova’dan Kırım’a gidiyoruz Koktebel’e, 
asıl adı Göktepe ili.
Bir kapalı kutuda ikimiz,
dünya akıyor iki yandan dışarda
dilsiz, uzak..

Hiç kimseyle, hiçbir zaman böyle yakın olmadım. 
Eşkıyalar çıktı karşıma
Bolu’dan inerken Gerede’ye
kırmızı yolda ve yaşım on sekiz
yaylıda canımdan gayrı alacakları eşyam da yok
ve on sekizimizde
en değersiz eşyamız canımızdır.
Bunu bir kere daha yazdımdı
çamurlu karanlık sokakta
bata çıka Karagöze gidiyorum ramazan gecesi
önde körüklü kaat fener. 
Belki böyle bir şey olmadı,
belki bir yerlerde okudum
sekiz yaşında bir oğlanın
Karagöze gidişini ramazan gecesi
İstanbul’da dedesinin elinden tutup 
dedesi fesli ve entarisinin üstüne
samur yakalı kürkünü giymiş
ve harem ağasının elinde fener
ve benim içim içime sığmıyor sevinçten.

Çiçekler geldi aklıma her nedense
gelincikler, kaktüsler, fulyalar
İstanbul’da Kadıköy’de
fulya tarlasında öptüm Marika’yı
ağzı acıbadem kokuyor
yaşım on yedi
kolan vurdu yüreğim,
salıncak bulutlara girdi çıktı
çiçekleri severmişim meğer
üç kırmızı karanfil yolladı bana
hapishaneye yoldaşlar 1948
yıldızları hatırladım
severmişim meğer
ister aşağıdan yukarıya seyredip onları
şaşıp kalayım,
ister uçayım yanıbaşlarında.

Kosmos adamlarına sorularım var:
çok daha iri iri mi gördüler yıldızları,
kara kadifede koskocaman cevahirler miydiler,
turuncuda kayısılar mı?
Kibirleniyor mu insan
yıldızlara biraz daha yaklaşınca
renkli fotoğraflarını gördüm kosmosun
Ogonyok dergisinde
kızmayın ama dostlar non figüratif mi desek
soyut mu desek
işte o soydan yağlı boyalara benziyordu kimisi,
yani dehşetli figüratif ve somut
insanın yüreği ağzına geliyor karşılarında
sınırsızlığı onlar hasretimizin,
aklımızın, ellerimizin.
Onlara bakıp düşünebildim ölümü bile
şu kadarcık keder duymadan
kosmosu severmişim meğer.

Gözümün önüne kar yağışı geliyor
ağır ağır dilsiz kuşbaşısı da,
buram buram tipisi de
meğer kar yağışını severmişim.

Güneşi severmişim meğer
şimdi şu vişne reçeline bulanmış batarken bile
güneş İstanbul’da da kimi kere
renkli kartpostallardaki gibi batar
ama onun resmini sen öyle yapmıyacaksın.

Meğer denizi severmişim
hem de nasıl
ama Ayvazofski’nin denizleri bir yana. 

Bulutları severmişim meğer
ister altlarında olayım, ister üstlerinde
ister devlere benzesinler,
ister ak tüylü hayvanlara.

Ayışığı geliyor aklıma en aygın baygını,
en yalancısı, en küçük burjuvası,
severmişim.
Yağmuru severmişim meğer,
ağ gibi de inse üstüme
ve damlayıp dağılsa da camlarımda,
yüreğim beni olduğum yerde bırakır
ağlara dolanık ya da bir damlanın içinde
ve çıkar yolculuğa
haritada çizilmemiş bir memlekete gider.
Yağmuru severmişim meğer

Ama neden birdenbire keşfettim bu sevdaları
Pırağ-Berlin tireninde yanında pencerenin,
altıncı cıgaramı yaktığımdan mı
Bir teki ölümdür benim için.
Moskova’da kalan birilerini
düşündüğümden mi geberesiye
saçları saman sarısı, kirpikleri mavi

Zifiri karanlıkta gidiyor tiren
zifiri karanlığı severmişim meğer
kıvılcımlar uçuşuyor lokomotiften
kıvılcımları severmişim meğer
meğer ne çok şeyi severmişim de
altmışımda farkına vardım bunun 
Pırağ-Berlin tireninde yanında pencerenin
yeryüzünü
dönülmez bir yolculuğa
çıkmışım gibi seyrederek.

19 Nisan 1962, Moskova

Nâzım Hikmet Ran

🎭 Şairin Portresi

Nâzım Hikmet Ran (1902-1963): Türk şiirini serbest nazımla tanıştıran, dünya çapında tanınan "mavi gözlü dev". Siyasi düşünceleri nedeniyle ömrünün büyük kısmını hapislerde ve sürgünde geçirmiş olsa da, şiiri her zaman umudun, aşkın ve insana olan inancın kalesi olmuştur. "Severmişim Meğer" şiiri, onun vatan hasretiyle harmanlanmış evrensel hümanizminin ve her mısrasında nabzı atan devasa yaşam enerjisinin özetidir.


📚 Kaynaklar ve Referanslar

  • Hikmet, N., Henüz Vakit Varken Gülüm, (Bütün Şiirleri).

💬 Düşüncelerinizi Paylaşın: Bu içerik sizde nasıl bir yankı uyandırdı? Eksik gördüğünüz noktaları veya şahsi yorumlarınızı aşağıda paylaşarak Siirrafim.art topluluğuna katkıda bulunabilirsiniz. Sanat, paylaştıkça çoğalır.

✍️ Siirrafim.art
🔄 Son Güncelleme: 2026-03-02T03:02:07Z

Bu içerik size ne hissettirdi?

✒️

Bu sayfada yer alan mısraların telif hakları şairin kendisine veya yasal temsilcilerine aittir. Gayemiz, edebiyatımızın bu kıymetli hazinelerini tanıtmak ve gönüllere sevdirmektir.

"Paylaşalım ki, sevgi sadece bizde kalmasın; tüm dünyaya nefes olsun."

Hiç yorum yok

Siz bu içerik hakkında ne düşünüyorsunuz? Düşüncelerinizi yazarak katkıda bulunabilirsiniz.

Yaşayan ve Yaşatılan Şiir

Şairler

Attila İlhan Nazım Hikmet Ran Cahit Külebi Hasan Hüseyin Korkmazgil Gülten Akın Cemal Süreya Melih Cevdet Anday Aşık Veysel Şatıroğlu Ceyhun Atuf Kansu Hilmi Yavuz İlhan Berk Ahmed Arif Aziz Nesin Metin Altıok Rıfat Ilgaz İsmet Özel Şükrü Erbaş Pablo Neruda Tevfik Fikret Turgut Uyar Ümit Yaşar Oğuzcan Ahmet Oktay Ataol Behramoğlu Behçet Necatigil Cahit Sıtkı Tarancı Can Yücel Karacaoğlan Mehmet Akif Ersoy Orhan Veli Kanık Adnan Yücel Ahmet Haşim Ahmet Kutsi Tecer Ahmet Muhip Dıranas Bekir Sıtkı Erdoğan Enver Gökçe Kul Nesimi Muzaffer Tayyip Uslu Necip Fazıl Kısakürek Sabahattin Ali Sezai Karakoç Sylvia Plath Turgay Fişekçi Yahya Kemal Beyatlı Özdemir Asaf Ülkü Tamer Abdurrahim Karakoç Ahmet Erhan Ahmet Telli Arif Nihat Asya Arkadaş Zekai Özger Attila Jozsef Behçet Aysan Cenap Şahabettin Charles Baudelaire Dante Alighieri Didem Madak Edgar Allan Poe Edip Cansever Ercişli Emrah Fazıl Hüsnü Dağlarca Fuzuli Halil Cibran Hidayet Karakuş Kemal Özer Louis Aragon Melisa Gürpınar Mevlana Celaleddin Rumi Muammer Hacıoğlu Pir Sultan Abdal Rainer Maria Rilke Refik Durbaş Rıza Tevfik Bölükbaşı Sadık Doğan Sennur Sezer Türkan İldeniz Yavuz Bülent Bakiler Yaşar Kemal Yunus Emre Yusuf Hayaloğlu A. Kadir Abdülhak Hamit Tarhan Ahmet Hamdi Tanpınar Arthur Rimbaud Asaf Halet Çelebi Aşık Daimi Bahaettin Karakoç Behçet Kemal Çağlar Bertolt Brecht Birhan Keskin Bülent Güldal Ece Ayhan Erzurumlu Emrah Faruk Nafiz Çamlıbel Federico Garcia Lorca Ferda Balkaya Çetin Johann Wolfgang von Goethe Jorge Luis Borges Kemalettin Kamu M. Sunullah Arısoy Mahmud Derviş Maya Angelou Mehmet Mahzun Doğan Metin Eloğlu Mustafa Özçelik Namık Kemal Nesimi Nevzat Çelik Neyzen Tevfik Nilgün Marmara Niyazi Akıncıoğlu Nurullah Genç Oktay Rifat Horozcu Orhan Seyfi Orhon Ruhsati Rüştü Onur Salih Bolat Serdari Seyhan Erözçelik Teslim Abdal Vasfi Mahir Kocatürk Vedat Türkali Veysel Çolak Victor Hugo Yaşar Nabi Nayır Yılmaz Erdoğan Yılmaz Odabaşı Ziya Osman Saba Ömer Bedrettin Uşaklı Özdemir İnce İbrahim Tenekeci Şeyhi A. Vahap Akbaş Abdal Musa Abdülkadir Budak Abdülkadir Bulut Ali Rıza Ertan Ali Şir Nevayi Aydın Öztürk Aşık Mahzuni Şerif Aşık Noksani Aşık Özlemi Baki Ayhan T. Bedri Rahmi Eyüpoğlu Bejan Matur Cahit Zarifoğlu Can Bonomo Celal Sahir Erozan Celal Sılay Cemal Safi Cevat Çapan Dadaloğlu Egemen Berköz Emily Dickinson Eşrefoğlu Rumi Fethi Savaşçı Füruğ Ferruhzad Gevheri Gonca Özmen Gültekin Emre Güven Turan Hacı Bayram Veli Halim Yağcıoğlu Hasan Ali Yücel Hasan Dede Hasibe Ayten Hüseyin Haydar Işık Öğütçü Kaygusuz Abdal Kayıkçı Kul Mustafa Kazak Abdal Kağızmanlı Hıfzı Kemal Varol Konstantin Simonov Kul Hüseyin Lale Müldür Langston Hughes Mahmut Temizyürek Mehmet Can Doğan Mesleki Mithat Cemal Kuntay Murathan Mungan Mustafa Aydoğan Naze Nejla Yerlikaya Necmettin Halil Onan Nihat Behram Octavio Paz Onur Caymaz Orhan Alkaya Orhan Şaik Gökyay Ozan Erbabi Pierre-Jean de Beranger Sait Maden Sultan Veled Süreyya Berfe Turgay Kantürk Yücel Kayıran Ömer Turan

Bugünün Misafirleri