✦ Şiirinizi gönderin — Okur Şiirleri Köşesi'nde
✦ Şairler Testi'ni çözün
✦ Önemli Şiir Günleri Ajandası'na bakın
✦ Aylık E-Dergi'yi okuyun
✦ Şiir Rafım Radyosu'nu dinleyin
✦ Şiir Rafım Kitaplığı'na bakın
✦ Şiir Arşivi'nde sevdiğiniz şiirleri keşfedin
Yüzlerce Sonsuzluğun Şiiri: Edip Cansever
Yazan: Haydar Ergülen ·
Edip Cansever · 25. ölüm yıldönümü anısına · Artful Living
Cemal Süreya, 99 Yüz'e İkinci Yeni'den İlhan Berk'i ve Sezai Karakoç'u yazdı. Turgut Uyar ve Edip Cansever'e ise armağanların en değerlisini verdi: birer şiir yazdı. Şairlerin birbirlerini şiirde ağırlaması da sayılır bu; konuklar kıymetliyse, ağırlamak da ağırlayanı bir kez daha onurlandırmaz mı?
Süreya, Cansever için yazdığı şiirde onun sitemli dizesine hak verir gibidir: "Alkolden öldü diyorlar yalan / sevgisizlikti onu aramızdan çekip çıkaran." Süreya ise incelikle "fazla yalnızlık" yerine "fazla şiir"den söz eder:
yeşil ipek gömleğinin yakası
— Cemal Süreya, Edip Cansever içinbüyük zamana düşer.
her şeyin fazlası zararlıdır ya,
fazla şiirden öldü edip cansever.
Uzun Bir Yolculuğun Şiiri
Edip Cansever'in şiiri uzun bir yolculuğun şiiridir. Onun kadar uzun yola hüküm giymiş başka bir şair yoktur. Sık sık Turgut Uyar'la küçük istasyonlarda, ıssız benzincilerde, şehirlerarası otobüslerin durduğu mola yerlerinde karşılaşmışlardır bu uzun yolda. Kamyoncuların yüzlerce yıldır oradalarmış gibi kök saldığı, evleriymiş gibi kendilerini attığı kahve-lokanta karışımı mekânlarda.
Edip Cansever, İstanbul eskisindeki yolculuğunu bitiremediği için biraz geç çıkmıştır "şimdi pazar yerlerine benzeyen" memlekete. Pera'nın pasajlarında, işhanlarında, meyhanelerinde, limonluklarında gezen şiiri; kendini koyuluktan, kapalılıktan, bazen küf kokan yalnızlıklardan çıkarmasını çok vakit almıştır. Bir anlamda 1980 sonrası "yeraltı" şiirinin gizli öncüsü de Edip Cansever sayılabilir.
Türkçeyi Gezdirir, İçinden Geçer
Şiirini yerüstüne çıkarıp memleketi gezdirir Edip Bey. Türkçeyi de gezdirir; hem Türkçeyle gezer hem de Türkçenin içini gezer, içinden geçer. Türkçenin bu kadar kıvrılıp bükülüp, bazen de yıkanıp ütülenip kurulandığını Ergülen, onun şiirinde görmüştür.
Herhangi bir Edip Cansever şiirini okuyun: insanın dille nasıl hemhal olabildiğini görürsünüz. Belki de o yüzdendir Cansever'i okurken bir sonsuzluk duygusunun başımızsıra, üstümüzsıra büyümesi. Uzun bir uçak yolculuğu yapar gibi, kimbilir kaç ülke, kaç iklim geçmiş — dünyanın dışına bile varmış gibi bir yolculuk sürdürürsünüz.
Şiirle düşünmek! Yalnızca buna inanırım. Şiirle düşünmenin karşıtı felsefe yapmaktır. Uzun şiirlerimde hiçbir sorunsalı yanıtlamaya kalkışmam. Sorular sormaya, bu soruları çoğaltmaya — ama yanıtsız bırakmaya — çalışırım hep. Yazdıkça bilmediklerime, tanımadıklarıma rastlarım da ondan.
— Edip CanseverFüsun Akatlı'nın Vedası
Edip Cansever için en güzel yazıyı Füsun Akatlı yazmıştır, diyor Ergülen. Yitiminin ardından iki ay sonra, Temmuz 1986'da Hürriyet Gösteri'de yayımlanan bu yazıdan:
Viran Bağ'a gidemedik. Dört yıldır, her bahar Viran Bağ'a gideceğiz, gidemiyoruz. Edip öldü. Yazılmamış uzun ada şiirini, yaşanacak günlerin şiirlerini, güne çıkmamış imgeleri bıraktı, öldü. İstanbul'u, Pasaj'ı, Beşiktaş'ı, Bebek'i, alkolü, otelleri, hüzünleri, aşkları, acıları, yalnızlıkları, bizleri piç gibi bırakıp öldü. Sadece ölümü aldı yanına, giderken sevgili arkadaşım Edip. Neler almalıyım yanıma dedi, dedi de, bir ölümünü aldı.
— Füsun Akatlı, Hürriyet Gösteri, Temmuz 1986Bir Ağustos Fotoğrafı
Ergülen bir anısını aktarır: Kirli Ağustos'ta bir ikindi, Bebek'teki parkın içinde, Şadırvan'da, denizin üstündeki bir uzun masada Edip Cansever'i, Turgut Uyar'ı, Tomris Uyar'ı ve Mefharet Hanım'ı görmüştü. Sessizlikleri, ıssızlıkları, yalnızlıkları bozulmasın diye uzaktan, gizliden bakmıştı bu fotoğrafa.
"Ağustos'ta her şey donar, en çok da alkoller donar, hatta şiirlerin bile donduğu bir aydır Ağustos — hele o şairleri aynı masadaysa." O an Ergülen'e yazılmamış bir şiir olarak kaldı. Şairlerin şiir halinde oldukları anlardan bıraktıkları şiirler vardır; onların yazılması gerekmez, zaten çoktan şiir olmuştur o anlar.
Gelmiş Bulundum
Gelmiş Bulundum
Ben mişim --- neymiş? --- su sesiymiş
Oymuş --- cam kırıkları gibi gövdemi yakan ---
Yanağında sardunya kokusuyla yazdan
Kimmiş o gelen ya giden kimmiş
Bir yabancı mı, yoksa bir ermiş
Değilmiş, bir çağrı bile yokmuş uzaktan.
Güneş mi batarmış bir özel isim bitirir gibi
Yanmış bir ağacın yaprakları mıymış kımıldayan
Ne kalmış bir önceden ya da bir sonradan
Kim koparmış dalından bu yabani incirleri
Ya kimmiş kıyıya çeken hayalet gemileri
Ne yazılmış nereye bu garip kargaşadan.
Yıldızlar, büyülü ülke, adımı unutturan
Bir kaya, bir ot, bir akarsu
Hangi yaz şarkıcılarının ürpertili korosu
Ki bütün ölüleri sığa çıkaran
Ve kenti bir ölüm derinliğine salan
Yani bir gül solarken bir gülün açma korkusu.
Şiirler yazdım, kitaplar okudum
Elime bir bardak aldım, onu yeniden oydum
Derinlerde kaldım böyle bir zaman
Kim bulmuş ki yerini, kim ne anlamış sanki mutluluktan
Ey yağmur sonraları, loş bahçeler, akşam sefaları
Söylesin benimle biraz bir kere gelmiş bulundum.
— Edip Cansever
Ergülen, Türkçe'de en çok sevdiği şiirler sorulduğunda iki şiirin adını verir: Ahmet Muhip Dıranas'ın "Kar"ı ve Edip Cansever'in "Gelmiş Bulundum"u. Edip Bey'in şiiri, diyor, şiir olarak kalmadı bende; hayatıma, varlığıma sızdı, kanıma karıştı. Yalnızca çocukluğuma değil, yaşanacaksa ikinci çocukluğuma da — geleceğime de — götürüyor beni.
▾ Ayrıntılar
✍️ Okuduğunuz bu içeriği, kalp ikonuna tıklayarak beğenebilir; Google hesabınızla giriş yaparak Favorilerinize ekleyebilirsiniz.
✍️ Beğendiğiniz dizeleri/metinleri fareyle seçerek veya üzerine basılı tutarak hızlıca alıntılayabilir ve yorumunuza ekleyebilirsiniz.
🎧 Dilerseniz sesli olarak da dinleyebilirsiniz:
Yorumlar
Yorum Gönder
Siz bu içerik hakkında ne düşünüyorsunuz? Düşüncelerinizi yazarak katkıda bulunabilirsiniz.