Şair Eşref'in Hicivlerinden Seçmeler — Şiir Analizi

Şair Eşref'in Hicivlerinden Seçmeler, Şair Eşref — Şiir Analizi ve İncelemesi Ey padişah-ı â…

Son güncelleme: 3.11.26 Hesaplanıyor... Henüz yorum yok

Şair Eşref'in Hicivlerinden Seçmeler, Şair Eşref — Şiir Analizi ve İncelemesi

Ey padişah-ı âlem, düşman mısın zekâya?
Eylemem ölsem de kızbi ihtiyar,
Doğruyu söyler gezer bir şairim.
Şiir
Şair Eşref'in Hicivlerinden Seçmeler (10 hicivden oluşan derleme)
Şair (yaşam yılları)
Şair Eşref (1847–1912); doğum yılı bazı kaynaklarda 1842–1853 arasında değişmekle birlikte çoğunlukla 1847 olarak kabul edilir.
Konu
Osmanlı iktidar düzeninin —padişahtan jandarmaya, sadrazamdan müstantiğe— çürümüş bütün katmanlarına yönelik acımasız ve cesur hiciv.
Edebi Dönem
Tanzimat Dönemi geç evresi / II. Abdülhamit ve II. Meşrutiyet kesişim noktası. Eşref, aruz veznini ve divan nazım biçimlerini (kıta, gazel, muhammes) işlevsel olarak kullanır; ancak divan şiirinin süslü mazmun dünyasını değil Tanzimat'ın toplumsal eleştiri anlayışını benimsemesiyle "divan geleneğiyle yeni tarz arasında" kendine özgü bir geçiş noktasında durur: biçim eskiye, söylem yeniye aittir.
Tematik Odak
İktidar eleştirisi, yolsuzluk ve ahlaki çöküş, şairlik kimliği ve dürüst tanıklık, halk ile yönetici sınıf arasındaki uçurum, vatan bağlılığı.
Kaynak
YÜCEBAŞ, Hilmi; Şair Eşref, Bütün Şiirleri; 80 Yıllık Hayatı, 2. Baskı, Milliyet Dağıtım Ltd. Şti., Yelken Matbaası, İstanbul, 1978.

Analitik Notlar

Bu derleme, Şair Eşref'in hiciv şairliğinin bütün rengini tek bir araya toplayan on parçadan oluşmaktadır. İlk şiir, kişisel tutum bildirisiyle açılır: "Ağzıma ne gelirse söylerim, / Ne solum Eşref, ne sağım var benim" dizeleri, şairin siyasi yansızlık iddiasından çok her türlü ideolojik hizalamanın ötesine geçen özgür bir hiciv temsilcisi olduğunu ilan eder. Şiirin kapanışını oluşturan beyit —"Bu bağda gül-u maksud açılmadı Eşref, / Felek abes yere icrayı Nevbahar eyler"— divan geleneğine özgü "bahçe-gül-felek" imgelerini taşırken Kırkağaç'taki somut bağ tasvirini sembolik bir çerçeveye dönüştürür: vatan bağlılığı ile gerçekleşmeyen umutların birlikte bulunduğu bir uzam. İkinci şiirde dil birden sertleşir; "Sakın kalkma ey s.kim, sonra seni sustururum" dizesiyle başlayan kıta, hedefini doğrudan muhatap alan, sokak ağzına yakın bir söylemle resmi baskı aygıtını (jandarma, polis) ironik biçimde tehdit figürü olarak kullanır. Bu iki şiirin yan yana gelmesi, Eşref'in biri içe dönük-lirik diğeri dışa dönük-polemik olan iki sesini aynı anda göstermesi bakımından derlemin yapısal bir belkemiği işlevi görür. Üçüncü şiir ise şairin poetikasını bizzat formüle ettiği bir ars poetica niteliğindedir: "Eylemem ölsem de kızbi ihtiyar, / Doğruyu söyler gezer bir şairim" dizelerinde yalan söylemeyi (kizb) ölüm pahasına bile reddetme, şairin varoluş ilkesidir; kendini hicvetmezse "kâfir" olacağını söylemesi ise bu öz-denetim anlayışını hicivci kimliğin kurucu taşı kılar.

Dördüncüden sekizinci şiire uzanan blok, toplumsal ve siyasi hicvin yoğunlaştığı ekseni oluşturur. Dördüncü şiirde Enver Paşa ile Damat Ferit Paşa, sırasıyla Almanya'ya ve İngiltere'ye "aldanma" metaforu üzerinden birbirine eşitlenerek eleştirilir: "İki damat mesaide müsavi bence." Bu dize, Eşref'in kişisel çıkar ya da siyasi ittifak gözetmeksizin her iktidar odağını aynı ölçütle yargılama tutumunu somutlaştırır. Beşinci şiirde hırsızlık meselesi dolaylı bir savunuya dönüşür; "Eşref'in nereyle, çal asarını meşrudur" ifadesiyle şair, iktidarın yasal çerçeveye büründürdüğü yolsuzluk karşısında kendi hiciv eylemini —bir tür kültürel "asar"ı çalmak— meşru saymaktadır. Altıncı şiirde yargı ve kolluk eleştirisi doğrudan müstantike (sorgu yargıcına) yönelir; "Be müstantik efendi, söyle, sen olsan ne bok yersin?" sorusu, divan şiirinin nezaket çerçevesini bilerek ve yıkıcı bir biçimde devirir. Yedinci şiir —"Ey padişah-ı âlem, düşman mısın zekâya?"— biyografiler.com'da da kaydedilen ve II. Abdülhamit ile mabeyncisi İzzet Paşa'ya yönelik olduğu bilinmesiyle birlikte derleme içindeki en kapsamlı siyasi suçlamayı dile getirir: iktidar sahiplerinin aydını, üstadı, kitabı ötelediğini ve bu gidişle Kur'an'ı bile kaldıracağını söylemek; dini bir sınır-imgesi kullanarak baskı rejiminin meşruiyet tabanını bizzat çökertmeye girişmektir. Sekizinci kıta ise "devlet kapısında değer kaybeden kamil insan" temasını Osmanlı eğitim geleneğine has "semer" imgesiyle görselleştirir: aklın ve olgunluğun ödüllendirileceği yerde hayvani bir yükün simgesiyle karşılaşması, kurumsal aklın tersine dönmüşlüğünün özlü bir imgesidir.

Son iki şiir, derlemin en olgun ve en sistematik biçimde kurulmuş hicivlerini içerir. Dokuzuncu kıtada "millet eşek" söylemi üzerinden yürütülen diyalektik çözümleme dikkat çekicidir: şair, sövgüyü reddetmez; ama sövgünün mantıksal sonucunu iktidara karşı çevirir: "Olsa da millet eşek, eşek diyen bilmez mi ki: / Sadrazamlarla vâliler de milletten çıkar." Bu, syllogistik bir paradoks kurarak hakareti bumerang gibi kaynağına döndüren, divan edebiyatının hüner geleneğini siyasi zekâyla birleştiren bir tekniktir. Onuncu şiir ise bir programatik son söz işlevi görür: hiciv eyleminin dini boyutunu şeytan taşlama ritüeline bağlayan şair —"Din-i islamda sevaptır çünkü şeytan taşlamak"— kendi saldırgan söylemini kutsal bir vecibe olarak çerçeveler. Tüm derleme boyunca ses düzeyinde aruz sertliği ve ölçü tekrarlılığı, kıta ve dörtlük yapısı; anlam düzeyinde ise "doğruluk–yalan", "hak–zulüm", "cahil iktidar–bilge halk" karşıtlık eksenleri birbirine koşut işler. Eşref'in dili Osmanlıca terkipleri (gül-u maksud, erbâb-ı mansıp, darb-ı mesel) korurken söylemsel kipi konuşma diline, hatta küfür sınırına yaklaştırır; bu gerilim, onun hem divan geleneğinin son temsilcilerinden hem de modern Türk yergi şiirinin ilk öncülerinden biri olmasını sağlayan özgün kurucu çelişkidir.

Şair Eşref'in Hicivlerinden Seçmeler - Şair Eşref
Şair Eşref'in Hicivlerinden Seçmeler
ŞAİR EŞREF'İN HİCİVLERİNDEN SEÇMELER
1.
Ağzıma ne gelirse söylerim,
Ne solum Eşref, ne sağım var benim.
Ölsem ayrılmam vatanımdan bir karış,
Kırkağaç'ta çünkü bağım var benim.


Bu bağda gül-u maksud açılmadı Eşref,
Felek abes yere icrayı Nevbahar eyler.
2.
"İdare gitti, maslahat elde kaldı."
Sakın kalkma ey s.kim, sonra seni sustururum,
Mürtecidir diye jandarmalara tuttururum,
Takarım bir polisin arkasına sonra seni,
Yediğin herzelerin cümlesini kustururum.
3.
Eylemem ölsem de kızbi ihtiyar,
Doğruyu söyler gezer bir şairim,
Bir güzel mazmun bulunca eşrefa,
Kendimi hicveylemezsem kafirim.
4.
Türk ilinde iki çılgın mütegallip türedi,
Ettiler memlekete millete çok işkence.
Enver Almanya'ya aldandı, Ferit İngilize,
İki damat mesaide müsavi bence.
5.
Hırsızı tedib ederler sille-i kanun ile,
Sirkatın bir nevi caiz, türlüsü memnudur.
Nef-i alem var, mazarrat varsa da kendisim,
Eşref'in nereyle, çal asarını meşrudur.
6.
Elinde yok adalet, olsa da sen kim, adalet kim
Kimi maznun [sanık] görürsen, hep "kabahat sendedir" dersin
Polisler üstüme saldırdı, ben de sille aksettim,
Be müstantik efendi, söyle, sen olsan ne bok yersin?
7.
Ey padişah-ı âlem, düşman mısın zekâya?
Erbâb-ı iktidarı gördün mü saldırırsın,
Asrında kaldı millet üstadsız, kitabsız,
Havf eylerim yakında Kur'an'ı kaldırırsın.
8.
Kişi, kamil oldu mu üstad mertebesinde,
ona madde üstünde bir değer vereceksin...
baktın ki; hali, tavrı değişti meclise gelişte,
çüüşşş...deyip, sırtına bir semer vereceksin.
9.
Millete erbâbı mansıptan biri eşek demiş,
Reddedilmez böyle bir söz, amma ki pek can sıkar...
Olsa da millet eşek, eşek diyen bilmez mi ki:
Sadrazamlarla vâliler de milletten çıkar...
10.
Söz demem bir kimse hakkında tahkik etmeden,
Eski bir darb-i meseldir gerçi orman taşlamak.
Hicvedersem haini, zahid günah ettin deme,
Din-i islamda sevaptır çünkü şeytan taşlamak.
Şair Eşref (1847–1912)
Sözlük

gül-u maksud: Ulaşılmak istenen gül; arzu edilen hedefe ulaşmanın sembolü.

Nevbahar: İlkbahar; burada "yeni bahar" anlamıyla umut ve yenilenme imgesi.

felek: Gökyüzü, talih; Divan şiirinde kaderin cilvesini simgeleyen kişileştirilmiş güç.

abes: Boş yere, anlamsız, sebepsiz.

icra: Uygulama, gerçekleştirme.

mürtecidir: Gerici olduğu için; irticaa mensup sayılarak.

herzeler: Saçma sözler, ipe sapa gelmez laflar.

kizb: Yalan, yalancılık.

mazmun: Divan şiirinde yerleşik anlam kalıbı, şiirsel imge ve anlam yoğunlaşması.

mütegallip: Zorla egemenlik kuran, zorba, haksız güç kullanan kişi.

mesaide müsavi: Çalışmada, eylemde eşit; burada "iki damat da eşit derecede suçlu" anlamında.

tedib: Terbiye etme, cezalandırma, hizaya getirme.

sille-i kanun: Kanunun tokadı, yasanın dayattığı ceza.

sirkat: Hırsızlık, çalma eylemi.

memnudur: Yasaktır, men edilmiştir.

nef-i alem: Âlemin yararı, genel çıkar, kamusal fayda.

mazarrat: Zarar, ziyan.

asar: Eserler; burada "hiciv şiirleri" anlamında.

maznun: Sanık, suçlanmış kişi, hakkında suç isnat edilen.

müstantik: Sorgu yargıcı, sorgulamaya yetkili hâkim.

erbâb-ı iktidar: İktidar sahipleri, yetki ve güç elinde bulunanlar.

havf eylemek: Korkmak, endişe duymak.

kamil: Olgun, eksiksiz, yetkin kişi.

semer: Eşek semeri; mecazen aşağılama ve değersizleştirme sembolü.

erbâb-ı mansıp: Makam ve mevki sahipleri, devlet kademelerinde yetkili olanlar.

tahkik etmek: Araştırmak, gerçekliğini doğrulamak, incelemek.

darb-ı mesel: Atasözü, deyim; yerleşik söz.

zahid: Dünyadan elini eteğini çekmiş dindar; burada katı softa anlamında kullanılmıştır.

Günümüz Türkçesiyle (sadeleştirme)

1. Şiir

Aklıma ne gelirse söylerim; ne solcuyum ne sağcı, taraf tutmam. Vatan toprağından bir karış bile ayrılmam ölsem de, çünkü Kırkağaç'ta bağım var. Ne var ki bu bağda umduğum gül hiç açılmadı Eşref; talih boşu boşuna bahar yapmakta, umutlar gerçekleşmiyor.

2. Şiir

("Yönetim gitti, iş (çıkar) elde kaldı.") Sakın kalkma yerindensin; seni sustururum. "Gericiliktir" diye jandarmaya teslim ederim; bir polisin peşine takarım, saçmaladıklarının hepsini sana yuttururum.

3. Şiir

Ölsem de asla yalana başvurmam; doğruyu söyleyen bir şairim ben. Güzel bir şiirsel kalıp bulduğumda, kendimi de hicvetmezsem imansız sayılırım.

4. Şiir

Türk yurdunda iki zorba çılgın türedi, memlekete ve millete çok eziyet ettiler. Enver Almanya'ya kandı, Ferit İngilizlere; bu iki damat bence yaptıkları iş bakımından birbirine eşit (ve eşit derecede suçlu).

5. Şiir

Hırsızı kanunun tokadıyla cezalandırırlar; hırsızlığın bir türü caiz sayılır ama öbür türleri yasaktır. Âleme faydası olan, zararı yalnızca kendisine dokunan (bir hiciv) yazıyorum; Eşref'in hicivleri meşru, çal gülde (hicivlerde) eserini ortaya çıkar.

6. Şiir

Elinde adalet yok; olsa da sen kimsin ki adalet nedir bilsin! Kimi sanık olarak görsen "kabahat sendedir" diyorsun. Polisler saldırdı, ben de vurdukları tokadı geri verdim. Söyle bakalım, sorgu yargıcı efendi: sen olsan ne yapardın?

7. Şiir

Ey dünyanın padişahı, akıl ve zekâya düşman mısın? İktidar sahibi, değerli birini görünce saldırıyorsun. Bu dönemde millet üstatsız ve kitapsız kaldı; korkarım yakında Kur'an'ı da ortadan kaldıracaksın.

8. Şiir

Bir insan olgunlaşıp üstat mertebesine erişince, ona maddi değerin üstünde bir kıymet biçmen gerekir. Ama baktın ki meclise gelişte hali ve tavrı değişti; "çüşşş" deyip sırtına eşek semeri vuruyorsun (onu aşağılıyorsun).

9. Şiir

Devlet makamı sahiplerinden biri millete "eşek" demiş. Bu söze itiraz etmek zor, ama çok can sıkıcı. Diyelim ki millet eşektir; peki "eşek" diyen bilmez mi ki sadrazamlar ve valiler de o milletten çıkar?

10. Şiir

Araştırmadan, gerçeğini bilmeden kimse hakkında söz söylemem. "Karanlıkta taş atmak" diye bir atasözü vardır; ama ben haini hicvedersem, "günah ettin" deme, ey softa; zira İslam dininde şeytan taşlamak sevaptır.

Özel Durum: Derlemenin Tarihsel ve Edebi Bağlamı

Şair Eşref'in hicivleri, II. Abdülhamit'in istibdat dönemi (1878–1908) ile İkinci Meşrutiyet'in ilk yıllarını kapsayan siyasi bir çalkantı ortamında kaleme alınmıştır. Eşref, Gördes kaymakamlığı döneminde yazdığı hiciv şiirleri nedeniyle görevden alınmış ve hapse girmiştir; 1903'te Mısır'a kaçmak zorunda kalmış, 1908'de II. Meşrutiyet'in ilanıyla İstanbul'a dönmüştür. Bu biyografik yolculuk, şiirlerin büyük bölümünde somut bir tarihsel zemin oluşturur: yedinci şiirdeki "padişah-ı âlem" hitabı doğrudan II. Abdülhamit'e, dördüncü şiirdeki "damat" eleştirisi Enver Paşa ve Damat Ferit Paşa'ya yöneliktir. Kullanıcının belirttiği kaynak olan Hilmi Yücebaş'ın derlemesi (Şair Eşref, Bütün Şiirleri; 80 Yıllık Hayatı, 1978), bu şiirlerin büyük bölümünü Mısır'da ve İstanbul'da basılan kitap ve dergilerden toplayarak Cumhuriyet dönemine aktarmıştır. Eşref'in biçim tercihi dikkat çekicidir: hicviyelerini gazel, kaside, muhammes ve özellikle kıta biçiminde yazmış; aruz ölçüsünden yalnızca bir dörtlüğü dışında hiç ayrılmamıştır. Bu durum onu, divan nazım geleneğinin biçimsel çerçevesini kullanan ama söylemin içeriğini Tanzimat sonrası yurttaşlık eleştirisiyle dolduran özgün bir "geçiş kuşağı" şairi olarak tanımlar.

Şair Eşref — Şairin Portresi

Asıl adı Mehmet Eşref olan şair, 1847 yılında Manisa'nın Kırkağaç ilçesine bağlı Gelenbe kasabasında dünyaya geldi; doğum yılı farklı kaynaklarda 1842 ile 1853 arasında değişmekle birlikte çoğu kaynakta 1847 olarak kabul edilmektedir. Babası nüktedan ve hoşsohbet bir din adamı olan Usulizade Hafız Mustafa Efendi, annesi ise hafız ve şair olduğu rivayet edilen Arife Hanım'dır. Büyük dedesi, Osmanlı ilim tarihinin önemli matematikçilerinden Gelenbevi İsmail Efendi'dir. Çocukluk yıllarını Gelenbe'de geçiren Eşref, ilk öğrenimini de orada tamamladı.

Manisa'da Hatuniye Medresesi'nde Arapça ve Farsça dersleri alan Eşref, özel öğretmenlerden matematik ve tarih öğrendi; 1870'te Manisa Vilayeti Tahrirat Kalemi'nde memuriyete başladı. Turgutlu, Akhisar ve Alaşehir'de mal müdürlüğü yaptı; 1878'de İstanbul'da kaymakamlık sınavını kazanarak Anadolu'nun çeşitli ilçelerinde kaymakam olarak görev yaptı. Gördes kaymakamlığı döneminde devrin yönetimini eleştiren hiciv şiirleri kaleme aldı; bu şiirler görevden alınmasına ve hapis yatmasına yol açtı. Cezasının ardından İzmir'de gözetim altında tutulan Eşref, 1903'te yeniden hapse düşme kaygısıyla Mısır'a kaçtı. Fransa, İsviçre ve Kıbrıs'ta bir süre kalan şair, tekrar Mısır'a döndü ve orada çıkardığı Curcuna adlı mizah gazetesinde II. Abdülhamit yönetimine karşı yazdı. 1908'de II. Meşrutiyet'in ilanıyla İstanbul'a dönen Eşref, İzmir'de Edeb Yahu, İstanbul'da Eşref ve Musavver Eşref dergilerinde başyazarlık yaptı.

Şair Eşref, hicivlerini gazel, kaside, muhammes ve özellikle kıta biçiminde kaleme almış; aruz ölçüsünü neredeyse bütün şiirlerinde kullanmış, konu olarak toplumsal meseleleri ve iktidar eleştirisini merkeze almıştır. Başlıca eserleri arasında Deccal (2 cilt, 1904–1907), İstimdad (1905), Şah ve Padişah (1906), Hasbihal yahut Eşref ve Kemal (1908) ve İran'da Yangın Var (1908) yer alır. Ölümünden sonra şiirleri, Hüseyin Rıfat tarafından Şair Eşref Külliyatı (1928) adıyla bir araya getirilmiştir. Eşref, 22 Mayıs 1912'de doğduğu topraklara yakın Kırkağaç'ta verem hastalığından hayatını kaybetti; Kırkağaç Mezarlığı'na defnedildi. Türk edebiyat tarihinde, biçim bakımından divan geleneğiyle, söylem bakımından ise çağdaş muhalefet yazınıyla bağ kuran en özgün hiciv ustalarından biri olarak kabul edilir.

Sıkça Sorulan Sorular

Bu şiirler hangi kitaptan alınmıştır?

Şiirler, Hilmi Yücebaş tarafından derlenen Şair Eşref, Bütün Şiirleri; 80 Yıllık Hayatı adlı kitabın 2. baskısından (Milliyet Dağıtım Ltd. Şti., Yelken Matbaası, İstanbul, 1978) alınmıştır.

Şair Eşref'in bu şiirlerinin ortak teması nedir?

Seçilen on şiirin ortak teması, Osmanlı devlet düzenindeki yolsuzluk, baskı ve ahlaki çöküşe yönelik açık ve cesur eleştiridir. Şair; padişahtan sadrazama, müstantikten jandarmaya uzanan bir iktidar hiyerarşisini hicvederken kendi şairlik kimliğini de bu dürüst tanıklığın merkezi olarak konumlandırır.

Şair Eşref kimdir?

Şair Eşref (asıl adı Mehmet Eşref; d. 1847, Gelenbe/Kırkağaç/Manisa — ö. 22 Mayıs 1912, Kırkağaç), Türk edebiyatının en tanınmış hiciv şairidir. Manisa Vilayeti'nde memuriyete başlamış, çeşitli ilçelerde kaymakamlık yapmış; yolsuzlukları hicveden şiirleri nedeniyle hapse girmiş, 1903'te Mısır'a kaçmak zorunda kalmıştır. İkinci Meşrutiyet'in ilanı (1908) üzerine İstanbul'a dönen şair, Eşref ve Musavver Eşref adlı mizah dergilerinde başyazarlık yapmış; aruz ölçüsü ve klasik nazım biçimlerini (gazel, kaside, kıta, muhammes) toplumsal eleştirinin keskin bir aracına dönüştürmüştür.

Kaynaklar:
Bu şiir; Şiirler, Şair Eşref ve Hiciv Yergi Şiirleri etiketleriyle de bulunabilir.
Şair Eşref, ölüm pahasına bile yalan söylemeyeceğini ve kendisini de hicvetmekten kaçınmayacağını ilan eden ender şairlerden biridir. Peki bir sanatçının kendi iktidarını —şairliğini— sorgulamak için kaleme sarılması, eleştirinin ne ölçüde dürüst olabileceğini gösterir? Düşüncelerinizi paylaşın; yorumlarda buluşalım.
Okur Etkileşimi
Facebook WhatsApp X ⋮ Daha Fazla
Telegram Pinterest LinkedIn Tumblr Reddit Threads NSosyal Flipboard BSky Instagram Blogger Blog Kafe E-posta Linki Kopyala Yazdır / PDF Cihazından Seç Dize Kartı Paylaş
Yorum Gönder
Favorilere Ekle
Favorilere eklemek için Google hesabınla giriş yapman gerekiyor.

Okur Görüşleri

Henüz yorum yapılmadı

Bu yazı için ilk yorumu sen yazmak ister misin?