Federico Garcia Lorca Şiirler Ignacio Sanchez Mejias İçin Ağıt - Federico Garcia Lorca Yazan: Şiir Rafım 22.8.25 URL Copied Son Baskı: 22.8.25 | Hesaplanıyor... Ignacio Sanchez Mejias İçin AğıtFederico Garcia LorcaISÜSME VE ÖLÜMAkşamüstü saat beşte.Saat tam beşti akşamüstü.Ak çarşaf getirdi bir çocuk.akşamüstü saat beşte.Bir sepet kireç hazırlandıakşamüstü saat beşte.Gerisi ölümdü, yalnız ölümdüakşamüstü saat beşte.Rüzgar savurdu pamuklarıakşamüstü saat beşteKristal ve nikel ekti oksitakşamüstü saat beşte.Boğuşur simdi güvercinle leoparakşamüstü saat beşte.Ve bir kalça üzgün boynuzlaakşamüstü saat beşte.Başladı bordon sesleriakşamüstü saat beşte.Arsenik çanlar ve dumanakşamüstü saat beşte.Köşelerde sessiz topluluklarakşamüstü saat beşte.Yalnız boğanın yüreği sen!akşamüstü saat beşte.İnerken karın teriakşamüstü saat beşte.İyotla kaplanırken alanakşamüstü saat beşte.Ölüm bıraktı yaraya yumurtalarınıakşamüstü saat beşte.Akşamüstü saat beşte.Saat tam beşte akşamüstü.Tekerlekli bir tabuttur yatağıakşamüstü saat beşte.kemikler, flütler çınlar kulağındaakşamüstü saat beşte.Böğürüyordu boğa alnındaakşamüstü saat beşte.Odası bir gökkuşağı acıdanakşamüstü saat beşte.Süsen bir boru yeşil kasıklarındaakşamüstü saat beşte.Güneşler gibi yandı yaralarakşamüstü saat beşte.kırarken camları kalabalıkakşamüstü saat beşte.Akşamüstü saat beşte.Ah, o korkunç beşte akşamüstü!Beşi gösteriyordu bütün saatler!Beşti saat akşamın gölgesinde!2DÖKÜLEN KANBakmak istemiyorum ona!Söyleyin doğsun ay,bakmak istemiyorum çünküIgnacio’nun kumdaki kanına.Bakmak istemiyorum ona!Dolunay.Durgum bulutların atı,boz arenası bulutlarınçitlerdeki söğütlerle.Bakmak istemiyorum ona!Tutuşur çünkü anılarım.Haber verin yaseminlereküçücük beyazlıklarıylaBakmak istemiyorum ona!İneği yaşlı dünyanıngezdirdi üzgün dilinikuma saçılmışkandan bir burundave Guisando’nun boğaları,yarı ölüm, yarı taş,böğürdüler iki yüzyıl gibitoprağı çiğnemekten yorgun.Hayır.Bakmak istemiyorum ona!Çıkıyor sıralara IgnacioSırtlamış bütün ölümünüŞafağı aradıama yoktu şafak.Güvenli profilini arıyordudüş şaşırtıyor yolunu.Güzelim gövdesine baktıaçılmış kanıydı bulduğu.Bakmak istemiyorum ona!Duymak istemiyorum fışkırmayıgittikçe zayıflayan;sıraları aydınlatan fışkırmayısaçılıp kadifeye ve meşininesusamış bir kalabalığın.Kim söylüyor yaklaşmamı!Bak demeyen bana!Kapatmayın gözlerinigörünce boynuzları yanında,ama korkunç annelerkaldırdılar başlarını.Ve yükseldi çiftlikler boyuncagizli seslerin yeli,göksel boğaları çağırırkensolgun sisin çobanları.yoktu Sevilla’da bir prensonunla boy ölçüşecek,ne onun ki bir kılıçne öyle yalın bir yürek.Aslanlardan bir ırmaktıakıl almaz gücü,mermer bir gövdeydi sankikusursuz bilgeliği.Bir Endülüs Roması havasıyaldızlardı başınızekadan ve bilgedenbir sümbüldü gülüşü.Ne güreşçiydi alanda!Ne yaman köylü dağlarda!Nasıl inceydi başaklara karşı!Nasıl sert mahmuzlara!Kırağılara nasıl yumuşak!Nasıl da göz alırdı panayırda!Nasıl heybetliydikaranlığın son banderillalarıyla!Ama sonsuz bir uykuda şimdi.Şimdi yosunlar ve otlarusta parmaklarlaaçıyor kafatasının çiceğini.Geliyor şimdi türküler söyleyerek kanı:türkü söyleyerek batıklıklar, çayırlar boyuncakayarak donmuş boynuzlardan,sendeleyip siste cansız,bin toynak üstünde tökezleyerekuzun, karanlık, üzgün bir dil gibiacılardan bir göl yapmayayıldızlı Guadalquivir’in orda.Ah, ak duvarı İspanya’nın!Ah, kara boğası acının!Ah, katı kanı Ignacio’nun!Ah, damarlarındaki bülbül!Hayır.Bakmayacağım ona!Hiçbir kadeh taşıyamaz onu,hiçbir kırlangıç içemez,hiçbir ışık ayazı soğutamaz,ne bir türkü, ne bir zambak seli,hiçbir kristal gümüşle kaplayamaz.Hayır.Bakmayacağım ona!3UZATILMIŞ GÖVDEDüşlerin inlediği bir alındır taşne kıvrılan suları var ne donmuş selvileri.Zamanı taşıyan bir omuzdur taşgözyaşı ağaçları, şeritler gezegenlerle.Kurşuni yağmurlar gördüm dalgalara koşankaldırıp incecik delik deşik kollarını,yakalanmasın diye uzanmış taşaellerini çözüp kanı emmeyen.Taşlar toplar çünkü tohumlarla bulutları,tarla kuşunun iskeletini, yarıgölgenin kurtlarınıama ne ses verir, ne kristal, ne ateşyalnız arenalar, arenalar, duvarsız nice arenalar.Yatıyor şimdi taşın üstünde soylu Ignacio.Her şey bitti; ne oluyor? Bakın yüzüne:ölüm solgun kükürtle kaplanmışkaranlık bir minotorun başını yerleştirmiş.Her şey bitti. Yağmur işliyor ağzına.Hava çılgın gibi bırakıyor çökük göğsüne,ve sırılsıklam karın gözyaşlarındanAşk ısıtıyor kendini sürülerin üstünde.Ne diyorlar? Leş kokuyor sessizlik.Buradayız işte uzatılmış gövdeyle sönüp gidenbir zaman bülbülleri olan o kusursuz biçimdoluyor şimdi dipsiz deliklere.Kim katlıyor kefeni? Dediği doğru değil!Türkü söyleyen yok burada, kimse ağlamıyor köşebaşında,ne mahmuz vuran biri var, ne yılanı korkutan:bir şey istemiyorum burada açılmış gözlerden başkabakayım diye durup dinlenmeden bu gövdeye.Gür sesli adamlar olsun istiyorum burada.Atları yatıştıran, ırmakları çeviren:iskeletleri ses veren, güneş veçakmaktaşı dolu bir ağızla türkü söyleyen.Onlar olsun istiyorum burada. Bu taşın önünde.Dizginleri kopmuş bu gövdenin önünde.göstersinler bana var mı çıkış yoluölümün kıskıvrak bağladığı bu kaptan için.Bir ağıt göstersinler bana ırmaklar gibitatlı sisleri, dik kıyılarıyla,taşısın diye Ignacio’nun gövdesini, yitirsin diyeduymadan çifte soluğunu boğanın.Yitirsin dile yuvarlak arenasında ayın,çocukken kendini yaslı, sessiz bir boğa sanan;yitirsin diye balıkların şakıdığı gecededonmuş dumanın beyaz çalılarında.Örtmesinler yüzünü ak mendillerlealışsın istiyorum taşıdığı ölümüne.Git, Ignacio: duyma sıcak böğürmeyi.Uyu, uç dinlen: Deniz bile Ölür!4OLMAYANA CANNe boğa biliyor seni ne incir ağacı,ne atlar ne evindeki karıncalar.ne çocuk biliyor seni ne de ikindiçünkü ölüsün sen sonsuza kadar.Ne taşın sırtı biliyor seni,ne içinde için de çürüdüğün siyah saten.bilmiyor seni sessiz anılarınçünkü ölüsün sen sonsuza kadar.Sedef kabuktan borularla gelecek güz,buğulu asmalar, kümelenmiş tepelerle,ama kimse bakmayacak gözlerineçünkü ölüsün sen sonsuza kadar.Çünkü ölüsün sen sonsuza kadarbütün ölüleri gibi yeryüzününbütün ölüleri gibi unutulmuşcansız bir köpekler yığınından.Kimse bilmiyor seni. Kimse. Ama türkünü söylüyorum ben.Profilini söylüyorum geleceğe, inceliğini.Anlayışının dile destan olgunluğunu.Ölüme iştahını senin, ağzındaki tada.Yiğit neşendeki kederi söylüyorum.Kolay doğmaz, eğer doğarsa,böyle katıksız, böyle güngörmüş Endülüslü.İnceliğinin türküsünü söylüyorum inleyen kelimelerleanarak üzgün bir yeli zeytin ağaçlarında.Federico Garcia Lorca👀İçerik Hakkında👇🔄Güncelleme : 22 Ağustos 2025🔎Açıklamalar: ☑ Bu içerik hakkında düşüncelerinizi yorumlarda belirtiniz.☑ Şikayet veya Düzeltme isteklerinizi siirrafim@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.💼Kaynaklar : ✔ www.siirrafim.art ✍️ Beğendiğiniz dizeleri/metinleri fareyle seçerek veya üzerine basılı tutarak hızlıca alıntılayabilir ve yorumunuza ekleyebilirsiniz. Paylaş Bağlantıyı al Facebook X Pinterest E-posta Diğer Uygulamalar Yorum Gönder Yorumlar
Ignacio Sanchez Mejias İçin Ağıt
✍️ Beğendiğiniz dizeleri/metinleri fareyle seçerek veya üzerine basılı tutarak hızlıca alıntılayabilir ve yorumunuza ekleyebilirsiniz.
Yorumlar
Yorum Gönder
Siz bu içerik hakkında ne düşünüyorsunuz? Düşüncelerinizi yazarak katkıda bulunabilirsiniz.