Yeni:

latest

Mehmet Akif Ersoy Kimdir? Hayatı ve Eserleri

Mehmet Akif Ersoy'un Hayatı ve Eserleri Mehmet Akif Ersoy Fatih'te 20 Aralık 1873'te dünyaya gelen Ersoy 'un babası Fatih Me...

Mehmet Akif Ersoy'un Hayatı ve Eserleri


Mehmet Akif Ersoy Kimdir?
Mehmet Akif Ersoy

Fatih'te 20 Aralık 1873'te dünyaya gelen Ersoy'un babası Fatih Medresesi müderrislerinden İpekli Mehmet Tahir Efendi, annesi ise Emine Şerif Hanım'dı.
Babası, ona ebced hesabıyla doğum tarihini ifade eden "Ragîf" adını verdi. Fakat telaffuzu zor geldiğinden arkadaşları ve annesi ona "Âkif" ismiyle seslendi, zamanla bu ismi benimsedi.
Eğitim hayatına Fatih'te Emir Buhari Mektebinde dört yaşındayken başlayan Mehmet Akif, yaklaşık iki yıl sonra Fatih İlkokulu'na geçti. İlkokul tahsilini burada tamamlayan milli şair, 1882'de Fatih Merkez Rüştiyesinde eğitimine devam etti.
Âkif’in Rüşdiye tahsilinde en çok lisan derslerine temâyülü vardı. Dört lisanda da (Türkçe, Arapça, Acemce, Fransızca) birinciydi. O yıllarda şiir tutkusu bir sevgi halini almıştır. Şiirle ülfeti pek olmayan Temiz Tâhir Efendi, oğlunun bu ilgisine ses çıkarmamış, teşvik de etmemiştir. İlk okuduğu şiir kitabı Fuzûlî’nin “Leylâ ve Mecnûn”udur.
1898 yılında Tophane-i Âmire Veznedarı Emin Bey’in kızı İsmet Hanımla evlenen Mehmet Akif’in, Cemile, Feride, Suad, İbrahim Naim, Emin ve Tahir olmak üzere altı çocuğu olmuştur. Çocuklarından İbrahim Naim bir buçuk yaşında iken hayatını kaybetmiştir.
Rüştiye mektebinde 3 yıl geçirdikten sonra, mülkiye mektebinde eğitim hayatını sürdürdü.
Babasının vefat etmesi ve evlerinin yanması sonucu zor günler geçiren Mehmet Akif, ailesinin geçimini sağlamak üzere mülkiye mektebindeki eğitimini bırakıp veteriner yüksekokuluna girdi.
Halkalı Ziraat ve Baytar Mektebi'ni birincilikle tamamlayan Mehmet Akif Ersoy, Orman ve Ma'adin ve Zira'at Nezareti fen heyetinin, baytarlık işlerine bakan beşinci şubesine müfettiş muavini olarak atandı.
Bu görevleri sırasında dini eğilimleri doğrultusunda camilerde vaazlar vererek halkı eğitmeye ve bilinçlendirmeye çalıştı. Jön Türk devrimindeki başarısının ardından 1908'de İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne katıldı. 1913'te tanıştığı edebiyatçı arkadaşları Recaizade Mahmud Ekrem, Abdülhak Hâmid Tarhan ve Cenap Şahabettin ile birlikte Müdafaa-i Milliye Heyeti'nin yayın kolunda çalıştı. Camideki vaazlarında Osmanlı İmparatorluğu'ndaki farklı etnik grupların birliğini savundu. Balkan Savaşları sırasında Osmanlı Hükümeti'nin nasıl davrandığına dair eleştirileri nedeniyle 1913'ün sonlarında İstanbul'daki Darülfünun'daki görevinden alındı . Kısa süre sonra devlet memuriyetinden ve diğer işlerinden istifa etti ve Sırat-ı Müstakim dergisinde şiirler ve makaleler yazdı.
Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş döneminde Mehmet Akif Ersoy ateşli bir vatanseverdi. Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanı mücadelesine önemli katkılarda bulundu ve Anadolu'daki birçok camide yaptığı konuşmalarla vatanseverliği savundu . 19 Kasım 1920'de Kastamonu'daki Nasrullah Camii'nde yaptığı ünlü konuşmasında Sevr Antlaşması'nı kınadı ve halkı inançlarını ve silahlarını kullanarak Batılı sömürgecilere karşı cihat etmeye çağırdı . O dönemde Ankara'da faaliyet gösteren Sebilürreşat yayınevi bu konuşmayı yayınladığında tüm ülkeye yayıldı ve hatta Türk askerlerine dağıtılan bir broşür haline getirildi.
Birinci Millet Meclisi’nde Burdur milletvekili oldu (1920). İstiklal Marşı yazılması için TBMM yarışma açtı. Buna 724 şiir geldi. Katılanların bir bölümü milletvekiliydi. Mehmet Âkif ise, ortada para ödülü olduğu için katılmayı doğru bulmuyordu. Atatürk’ün isteği, dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver‘in mektubu (18 şubat 1921) üzerine Âkif ikna oldu, şiirini 15 gün sonra gönderdi. Yapılan değerlendirmede birincilik ödülü Mehmet Akif’in yazdığı şiire verildi. Mecliste Tanrıöver, dört kez arka arkaya okudu, büyük bir coşkuyla karşılandı. TBMM’nin 12 Mart 1921 günlü oturumunda bir kez daha okundu, oylandı ve kabul edilmesinin ardından bir kez daha ayakta okundu, dinlendi. Âkif, şiiri “Kahraman Ordumuza” adadı, hiçbir kitabına almadı.
Mehmet Akif, Millî Mücadelenin kazanılması ve I. Meclis’in feshedilmesi üzerine Mayıs 1923’te İstanbul’a dönmüştür. Sebilürreşad dergisini Eşref Edip ile birlikte İstanbul’da yayımlamaya devam etmişse de 1925 yılında Sebilürreşad kapatılmıştır. 1923 yılından 1925 yılına kadar son Osmanlı Sadrazamlarından Sait Halim Paşa’nın kardeşi Abbas Halim Paşa’nın daveti üzerine Mısır’a gitmiş, kışları orada geçirmiştir. Ekim 1926 yılından Haziran 1936 yılına değin olan dönemde Mısır’da yaşamış, Türkiye’ye hiç gelmemiştir. Mısır’da “el-Câmiatü’l Mısriyye Üniversitesi”nde Türk edebiyatı derslerine girmiştir. Mısır’a gitmeden 1925 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından alınan karar doğrultusunda Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından Kur’an mealini yazması için görevlendirilmiştir. Meal üzerinde uzun yıllar çalışıp tamamlamışsa da yayımlatmamıştır. Mısır’da maddî imkânsızlıklar yanında ailevî sıkıntılar nedeniyle zor günler geçiren Mehmet Akif, 1935 yılında karaciğer hastalığının seyrinin kötüleşmesi nedeniyle 17 Haziran 1936’da İstanbul’a dönmüştür. Tedavi görmesine rağmen durumu kötüleşmiş ve 27 Aralık 1936’da İstanbul Beyoğlu’nda Mısır Apartmanı’nda hayatını kaybetmiştir. Edirnekapı Mezarlığı’nda toprağa verilmiştir.

Mehmet Akif Ersoy'un Sanat Anlayışı


İslamcı ve toplumcu karaktere sahip olan Mehmet Akif’in şiirleri, onun sanatkârlığı kadar fikir adamı özelliğiyle değerlendirildiğinde ayrıca değer kazanır. İslamcılık, Türkçülük, Osmanlıcılık, Batıcılık gibi akımları temsil eden sanatçılardan farklı olan Akif, insanın ruh hallerini muhteşem bir lirizmle dile getirmektedir. Onun lirizmi, toplum sorunlarını tasvirlerle ele alması ve bu meselelerin şahsında derinleşmesiyle başlar. Süleyman Nazif’e göre Akif, nasıl hissettiyse öyle yazmıştır. Öyle olmasaydı yazıları karşısında kalpler bu kadar derinden etkilenmezdi. Bu çerçeveden bakıldığında ise Akif’e göre sanatkâr, toplumun ızdıraplarına kayıtsız kalmamalı, din ile sanat ve bilimin uyum içinde ilerlemesine katkıda bulunmalıdır.
Sosyal faydayı esas alan Akif, Namık Kemal gibi topluma yeni bir şekil vermek değil, milletimizin yüzyıllarca inandığı değerlerle sahip olduğu kimliğine sahip çıkması derdindedir. Sorunu sadece söylemeyip çözümünü de önerdiğinden natüralist olarak nitelendirilen Akif, olaylara tuttuğu İslami ve ahlaki ışıkla natüralistlerden aynı zamanda farklıdır da.
Birçok doğulu ve batılı edipten beslendiğini ifade eden Akif: “Şiire Sa’di mesleğini taklitle başladım. Arapları çok okudum… Frenklerden en çok sevdiğim Lamartine ile Daudet’dir.” der. Hikâye ve tasvirlerindeki incelik onu Sa’diye yöneltirken her şeyi olduğu gibi göstermesi ise Daudet’yi okumasındandır. Halkın arasına karışması, onu gerçekçiliğe ulaştırdığı kadar onun tasvir etme yeteneğini de geliştirmektedir. Rum tren memurunun “Tren kaçar a kuzum!” şivesini şiirlerinde kullanması da bunu göstermektedir. Çünkü Akif, gerçeği yansıtırken etki uyandırmak amacındadır. Akif’in tenkit ve alayı başarıyla kullandığı da rahatlıkla söylenebilir.
Şiirlerine duyulan ilgiyi resmi zorlama, pazarlama veya reklam olmadan taşıyan Akif, Orhan Okay’ın ifadesiyle hiçbir zaman popülizme düşmemiştir. Safahat’a olan ilgi, milletin derdini dile getiren toplumsal meseleleri ele alması, dini ve toplumsal içerikli motifleri ustalıkla kullanması ve olaylarla içli dışlı olan tarzından ötürü günümüzde de devam etmektedir.
Yedi kitaptan oluşan Safahat, yazıldığı devrin ve çevrenin objektif yansıması olduğu kadar, şairin sosyal hayattan mistik hayata ilerleyen kişiliğinin sanatkârane bir üslup içinde işlenmesidir de. Tanpınar’ın sözleriyle noktayı koyabiliriz: “Hiçbir şairimiz onun kadar ilhamının ufkunu geniş tutmamıştır.”

Eserleri


Mehmet Akif Ersoy'un Şiirleri:

Mehmed Âkif’in sağlığında yedi ayrı kitap halinde bazıları birkaç defa basılan, ölümünden sonra tek cilt olarak yayımlanan ve tamamı aruzla yazılmış 11.240 mısralık 108 manzumeden ibaret külliyatının genel adı Safahat’tır. Birinci kitabın dışında diğerlerinin ayrıca birer adı da bulunmaktadır.

1. Safahat: Birinci Kitap (İstanbul 1329). 

Bazıları İslâm tarihinden alınmış vak‘alar üzerine kurulmuş, çoğu sosyal dertleri konu edinen kırk dört şiirden oluşur. Bunlardan “Tevhid yahut Feryad”, “Ezanlar”, “Cânan Yurdu”, “İstiğrak”, “Hasbihal” mistik ve felsefî konularda yazılmış lirik şiirlerdir.

2. Safahat: İkinci Kitap: Süleymaniye Kürsüsünde (İstanbul 1330). 

Âkif’in İslâm dünyası, müslümanlar ve İslâm ideali konusundaki fikirlerini yansıtan 1002 mısralık tek bir manzumedir.

3. Safahat: Üçüncü Kitap: Hakkın Sesleri (İstanbul 1331). 

Balkan savaşlarındaki mağlûbiyetler sebebiyle çekilen ıstırapların dile getirildiği on şiirden oluşur. Bu şiirlerin sekizi bazı âyetlere, biri bir hadise dayanılarak yazılmıştır. Sonuncusu “Pek Hazin Bir Mevlid Gecesi” başlığını taşıyan on mısralık bir şiirdir.

4. Safahat: Dördüncü Kitap: Fatih Kürsüsünde (İstanbul 1332). 

1692 mısralık tek bir manzumedir. İslâm’da çalışmanın ve terakkinin önemiyle kader-irade meselesi üzerinde durulan şiirin ilk yarısında İslâm dünyasının perişanlığı tembelliğine, kurtuluşu da çalışmasına bağlanmaktadır.

5. Safahat: Beşinci Kitap: Hâtıralar (İstanbul 1335). 

On şiirden meydana gelen kitaptaki ilk yedi şiirin dördü âyetlerin, ikisi hadislerin açıklaması olup bunlar arasında yer alan “Uyan” başlıklı manzume bütün müslümanları ikaz eden bir sesleniştir. Sondaki üç uzun manzume ise şairin Mısır, Berlin ve Medine seyahatlerinin intibalarından yola çıkarak İslâm dünyasının dertlerini dile getirdiği fikrî ve lirik şiirlerdir. Bunlardan “Necid Çöllerinden Medine’ye” adlı şiir için Cenab Şahabeddin, “Bir hadisedir, bundan sonra Âkif’e erişilemez” demiş, Süleyman Nazif de bildiği Şark ve Garp lisanlarında bu kadar güzel, pürüzsüz ve kusursuz şiir okumadığını, bunu yazmak için Âkif kadar şair olmanın yetmeyeceğini, onun kadar da dindar olunması gerektiğini, hiçbir sanatkârın bu şiirin benzerini yazamayacağını ifade etmiştir.

6. Safahat: Altıncı Kitap: Âsım (İstanbul 1342).

2292 mısralık tek bir manzumeden meydana gelir. Memleketin içtimaî ve ahlâkî dertleri hakkındaki bu manzumenin tamamına yakın bölümü, Mehmed Âkif’in eserlerinde canlandırdığı en önemli tip olan ve müslüman halkın iman ve irfanını temsil eden muhafazakâr ve tenkitçi Köse İmam ile yenilikçi ve müsamahalı Hocazâde (Mehmed Âkif), hakperest ve heyecanlı bir genç olan Âsım (Köse İmam’ın oğlu) arasında geçen konuşmalardır. Şairin “Çanakkale Şehidlerine” adıyla bilinen ünlü şiiri de diyalogun bir parçasıdır.

7. Safahat: Yedinci Kitap: Gölgeler (Mısır 1352/1933). 

Mehmed Âkif’in eski harflerle Kahire’de bastırdığı, bir kısmı daha önce yazılmış kırk bir şiirinden meydana gelen son kitabıdır. Buradaki bazı şiirler, gerçekleşmeyen bir idealin verdiği üzüntü ile vatandan uzak ve işgal edilmiş bir İslâm diyarında yalnızlık hâlet-i rûhiyesinin doğurduğu kırgınlıktan kaynaklanan tevekkül ve teslimiyetin mistik duygularıyla kaleme alınmıştır. Kitaptaki son şiir olan 208 mısralık “Sanatkâr” adlı manzume, Âkif’in bütün Safahat’ı boyunca göstermediği şahsiyetinin en mühim tarafı olan sanatkâr ruhunu ortaya koyar ve hayal kırıklıklarını, acılar içinde geçen ömrünü, İslâm dünyasının yürek yakan halini içli bir dille mısralara döker. 
Safahat’ı teşkil eden yedi kitap, Mehmed Âkif’in sağlığında onun tashihinden geçerek sonuncusu hariç birkaç defa eski harflerle basılmıştır.
Eserin tamamını ilk defa yeni harflerle Ömer Rıza Doğrul, devrin siyasetine uygun düşmeyeceği mülâhazasıyla yapılan birkaç çıkarma ile neşretmiştir (İstanbul 1943). Bu haliyle 1973 yılına kadar yedi defa basılan Safahat yedinci baskısından itibaren M. Ertuğrul Düzdağ tarafından tamamıyla gözden geçirilip tashih edilerek yayımlanmıştır. 
Safahat, eski ve yeni harflerle bir şiir kitabı olarak Türkiye’de en çok basılan eser olduğu gibi birçok dinî halk kitabının ulaştığı baskı sayısını da aşmıştır.

Safahat Dışında Kalmış Şiirler


Mehmet Âkif, 1908'den önce yazdığı şiirlerinden birkaçını, 1908'den sonra neşretmekle beraber, beğenmediklerinin hepsini ortadan kaldırmıştır. Kendisinin, ikinci bir Safahat hacminde olduğunu söylediği eski şiirlerinden, sadece, 1900'den önce yayınlanmış olanlarla, ele geçen mektuplarında bulunanlar ve meraklıların defterlerinde kalanlar kurtulmuşlardır.

Nesir Yazıları


Tefsirler

Mehmet Âkif in tefsir yazılarının hepsi elli yedi tanedir. Bunların on sekizi manzum olarak yazılmış olup, Safahat'a alınmışlardır. Elli üç tanesi âyet ve dört tanesi hadis üzerine yazılmıştır. Çoğunun uzunluğu bir sayfadan azdır. Âkif Bey, memleketin ve halkın o günkü meselelerine hitap eden bir veya birkaç âyet veya hadîsi mevzu alarak, okuyuculara onlarla yol göstermeye çalışmıştır. Dolayısıyla bu yazılar, tefsir ilmi bakımından değil, zamanın meselelerine bakış açısından mühimdirler.

Vaazlar

Mehmet Âkif Ersoy'un bir tanesi kitap içinde yayınlanmış, diğerleri konuşma sırasında Eşref Edib tarafından tesbit edilmiş olan, dokuz konuşması, va'azı (mev'izası) vardır. Bunlardan birincisi, bir kulüpte konuşma şeklinde yapıldıktan sonra, "Mevâiz-i Diniye" kitabında yayınlanmıştır. Kalan sekiz va'azın üçü Balkan Harbi içinde İstanbul'un üç büyük camiinde (Beyazıt, Fâtih, Süleymâniye); birisi Balıkesir Zağnos Paşa Camiinde; üçü ise Kastamonu'da Nasrullah Camiinde ve şehrin kazalarında verilen va'azlardır. Her bakımdan çok önemli konuşmalardır.

Makaleler

Çeşitli cemiyet, edebiyat ve fikir meseleleri üzerine, makale, sohbet ve hatıra şeklinde kaleme alınmış elli yazıdan ibarettir. Bunların on yedisi "Hasbıhâl", on biri "Edebiyat Bahisleri", dördü "Eski Hâtıralar", ikisi "Letâif-i Arabdan "genel başlıkları altında bazan ikinci bir başlık daha taşıyarak- yayınlanmışlardır. On beşinin ise ayrı başlıkları vardır. Mehmet Âkif in düşünceleri, bilgisi, kültürü ve irfanı, çok samimî bir dille kaleme aldığı bu yazılarında görülmektedir.

Tercümeler

Mehmet Âkif, 1908'den sonra, hepsi de dergisinde yayınlanmış ve 268 tefrika devam etmiş olan 55 ayrı tercüme yapmıştır. Bunların birkaçında "Sa'di" takma adını kullanmıştır.
Tercümeler, beşi Arapça ve biri Fransızca yazmış olan altı yazardan yapılmıştır. Tercümelerin yazar ve tefrika sayısı bakımından dağılışı şöyledir: 
Ferid Vecdi: 7 tercüme, 73 tefrika/M. Abduh: 31 tercüme, 48 tefrika / A. Refik: Bir tercüme, 3 tefrika / Şeyh Şiblî: Bir tercüme, 10 tefrika/A. Câviş: 13 tercüme. 122 tefrika/Saki Halim Paşa (Fransızca): 2 tercüme, 12 tefrika.

Mektuplar

Hâlen elli kadar mektubu ve bazı mektup parçaları yayınlanmış bulunan Mehmet Akif'in, dağınık hâlde, bazı kimselerin elinde birkaç yüz mektubunun bulunduğunu tahmin etmekteyiz. Bunların toplanarak yayınlanması, şairimizin düşünceleri, hayatı ve yakın tarihimiz bakımından çok faydalı olacaktır.

📚Türk Ve Dünya Edebiyatından Seçkin Şiirleri Okudunuz mu?

👀İçerik Hakkında👇
🔄Güncelleme : 26 Aralık 2025
🔎Açıklamalar
☑ Bu içerik hakkında düşüncelerinizi yorumlarda belirtiniz.
☑ Şikayet veya Düzeltme isteklerinizi siirrafim@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
💼Kaynaklar
✔ https://www.aa.com.tr/tr/kultur/istiklal-marsi-sairi-mehmet-akif-ersoy/3092830
✔ M. ORHAN OKAY, M. ERTUĞRUL DÜZDAĞ, "MEHMED ÂKİF ERSOY", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/mehmed-akif-ersoy (08.12.2025).
✔ https://mae.mehmetakif.edu.tr/mehmet-akif-ersoy-hayati.php
✔ https://en.wikipedia.org/wiki/Mehmet_Akif_Ersoy
✔ https://www.turkedebiyati.org/mehmet-akif-ersoy/
✔ https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/273/Mehmet-Akif-Ersoy-(1873-1936)
✔ Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi | Mehmet Akif Ersoy Uygulama ve Araştırma Merkezi https://mae.mehmetakif.edu.tr/index.php
✔ https://safahat.diyanet.gov.tr/History.aspx

Hiç yorum yok

Siz bu içerik hakkında ne düşünüyorsunuz? Düşüncelerinizi yazarak katkıda bulunabilirsiniz.

Yaşayan ve Yaşatılan Şiir

Şairler

Attila İlhan Nazım Hikmet Ran Cahit Külebi Hasan Hüseyin Korkmazgil Cemal Süreya Gülten Akın Hilmi Yavuz Ahmed Arif Aziz Nesin Ceyhun Atuf Kansu Rıfat Ilgaz İlhan Berk Şükrü Erbaş Aşık Veysel Şatıroğlu Metin Altıok Pablo Neruda Tevfik Fikret Turgut Uyar Cahit Sıtkı Tarancı Can Yücel Mehmet Akif Ersoy Melih Cevdet Anday Ümit Yaşar Oğuzcan İsmet Özel Adnan Yücel Ahmet Haşim Ahmet Kutsi Tecer Ahmet Muhip Dıranas Ahmet Oktay Ataol Behramoğlu Behçet Necatigil Bekir Sıtkı Erdoğan Karacaoğlan Kul Nesimi Muzaffer Tayyip Uslu Orhan Veli Kanık Sabahattin Ali Sylvia Plath Yahya Kemal Beyatlı Özdemir Asaf Ülkü Tamer Abdurrahim Karakoç Ahmet Erhan Arif Nihat Asya Arkadaş Zekai Özger Attila Jozsef Behçet Aysan Cenap Şahabettin Charles Baudelaire Dante Alighieri Didem Madak Edgar Allan Poe Enver Gökçe Ercişli Emrah Fuzuli Halil Cibran Melisa Gürpınar Mevlana Celaleddin Rumi Muammer Hacıoğlu Necip Fazıl Kısakürek Pir Sultan Abdal Rainer Maria Rilke Rıza Tevfik Bölükbaşı Sadık Doğan Sennur Sezer Sezai Karakoç Türkan İldeniz Yavuz Bülent Bakiler Yaşar Kemal Yunus Emre Abdülhak Hamit Tarhan Ahmet Hamdi Tanpınar Ahmet Telli Arthur Rimbaud Asaf Halet Çelebi Aşık Daimi Behçet Kemal Çağlar Bertolt Brecht Birhan Keskin Bülent Güldal Ece Ayhan Edip Cansever Erzurumlu Emrah Faruk Nafiz Çamlıbel Fazıl Hüsnü Dağlarca Federico Garcia Lorca Ferda Balkaya Çetin Johann Wolfgang von Goethe Jorge Luis Borges Kemal Özer Kemalettin Kamu Louis Aragon M. Sunullah Arısoy Mahmud Derviş Maya Angelou Mehmet Mahzun Doğan Metin Eloğlu Mustafa Özçelik Namık Kemal Nesimi Neyzen Tevfik Nilgün Marmara Niyazi Akıncıoğlu Nurullah Genç Oktay Rifat Horozcu Orhan Seyfi Orhon Refik Durbaş Ruhsati Rüştü Onur Salih Bolat Serdari Teslim Abdal Turgay Fişekçi Vasfi Mahir Kocatürk Veysel Çolak Yaşar Nabi Nayır Yusuf Hayaloğlu Ziya Osman Saba Şeyhi A. Kadir A. Vahap Akbaş Abdal Musa Abdülkadir Budak Abdülkadir Bulut Ali Rıza Ertan Ali Şir Nevayi Aydın Öztürk Aşık Mahzuni Şerif Aşık Noksani Aşık Özlemi Bahaettin Karakoç Baki Ayhan T. Bedri Rahmi Eyüpoğlu Bejan Matur Cahit Zarifoğlu Celal Sahir Erozan Celal Sılay Cemal Safi Dadaloğlu Egemen Berköz Emily Dickinson Eşrefoğlu Rumi Fethi Savaşçı Füruğ Ferruhzad Gevheri Gültekin Emre Güven Turan Hacı Bayram Veli Halim Yağcıoğlu Hasan Ali Yücel Hasan Dede Hasibe Ayten Hüseyin Haydar Kaygusuz Abdal Kayıkçı Kul Mustafa Kazak Abdal Kağızmanlı Hıfzı Kemal Varol Konstantin Simonov Kul Hüseyin Lale Müldür Mahmut Temizyürek Mesleki Mithat Cemal Kuntay Murathan Mungan Mustafa Aydoğan Naze Nejla Yerlikaya Necmettin Halil Onan Nevzat Çelik Nihat Behram Octavio Paz Onur Caymaz Orhan Alkaya Orhan Şaik Gökyay Ozan Erbabi Pierre-Jean de Beranger Sait Maden Seyhan Erözçelik Sultan Veled Süreyya Berfe Turgay Kantürk Vedat Türkali Victor Hugo Yücel Kayıran Yılmaz Erdoğan Yılmaz Odabaşı Ömer Bedrettin Uşaklı Ömer Turan İbrahim Tenekeci