Yeni:

latest

İnanalım Soğuk Mevsimin Başlangıcına - Füruğ Ferruhzad

Füruğ Ferruhzad’ın "İnanalım Soğuk Mevsimin Başlangıcına" şiiri, modern İran edebiyatının en sarsıcı, en çıplak ve kederli se...

✒️ 3 dakika okuma süresi
İyi Okumalar! Yorumlarınız bizim için kıymetlidir.
Füruğ Ferruhzad’ın "İnanalım Soğuk Mevsimin Başlangıcına" şiiri, modern İran edebiyatının en sarsıcı, en çıplak ve kederli senfonisidir.

Edebi İnceleme, Künye ve Şiir

Aşktandır tüm yaralarım benim / Aşktan, aşktan, aşktan.
Şiir: İnanalım Soğuk Mevsimin Başlangıcına
Şair: Füruğ Ferruhzad
Konu: Varoluşsal Yıkım, Zamanın Geçiciliği, Kadın Kimliği ve Umut
Edebi Dönem: Modern İran Şiiri / Yeni Şiir (Şiir-i No)
Tematik Odak: Kışın (ölümün/bitişin) kabulüyle gelen bir tür aydınlanma ve dürüstlük.

Analitik Notlar:

Bu şiir, Füruğ’un olgunluk döneminin zirvesidir. Şair, "saat dört kez çaldı" diyerek zamanın geri dönülemezliğini vurgularken, soğuk mevsimi sadece bir iklim olarak değil, bir "hakikat anı" olarak betimler. Şiirde dualite hakimdir: Bir yanda "karton yıldızlar" gibi yapaylıklar, diğer yanda "balıkların etlerini kemirmesi" kadar vahşi bir dürüstlük vardır. Füruğ, "Ben üşüyorum" nakaratıyla sadece fiziksel bir soğuğu değil, samimiyetin çekildiği bir dünyadaki ruhsal donmayı ifade eder. Finalde, kar altında gömülü olan "o iki genç elin" baharda yeniden çiçek açacağına dair duyulan inanç, yıkımın içindeki yaşam tohumunu müjdeler.

İnanalım Soğuk Mevsimin Başlangıcına - Füruğ Ferruhzad Şiiri
İnanalım Soğuk Mevsimin Başlangıcına - Füruğ Ferruhzad Şiiri.

İnanalım Soğuk Mevsimin Başlangıcına

ve bu benim
yalnız bir kadın
soğuk bir mevsimin eşiğinde,
yeryüzünün kirlenmiş varlığını anlamanın
     başlangıcında
ve gökyüzünün yalın ve hüzünlü umutsuzluğu
ve bu beton ellerin güçsüzlüğü

zaman geçti
zaman geçti ve saat dört kez çaldı
dört kez çaldı
bugün aralık ayının yirmi biridir
ben mevsimlerin gizini biliyorum
ve anların sözlerini anlıyorum
kurtarıcı mezarda uyumuştur
ve toprak, ağırlayan toprak,
dinginliğe bir belirtidir.

zaman akıp geçti ve saat dört kez çaldı

sokakta rüzgâr esiyor
sokakta rüzgâr esiyor
ve ben çiçeklerin çiftleşmesini düşünüyorum
cılız, kansız saplarıyla goncaları,
ve bu veremli yorgun zamanı
ve bir adam ıslak ağaçların yanından geçiyor
damarlarının mavi urganı
ölü yılanlar gibi boynunun iki yanından
yukarı süzülmüştür
ve allak bullak şakaklarında o kanlı heceyi
yineliyorlar
-selam
-selam
ve ben çiçeklerin çiftleşmesini düşünüyorum

soğuk bir mevsimin eşiğinde
aynaların ağıtı topluluğunda
ve uçuk renkli deneyimlerin yaslı toplantısında
ve suskunluğun bilgisiyle döllenmiş bu günbatımında

gitmekte olan o kimseye böyle
dayançlı
ağır
başıboş
nasıl dur emri verilebilir.
o adama nasıl diri olmadığı söylenebilir, hiçbir
    zaman diri olmadığı.

sokakta rüzgâr esiyor
inzivanın tekil kargaları
sıkıntının yaşlı bahçelerinde dönüyorlar
ve merdivenin boyu
ne kadar kısa

onlar bir yüreğin tüm saflığını
kendileriyle masallar sarayına götürdüler
ve şimdi artık
nasıl birisi dansa kalkacak
ve çocukluk saçlarını
akan sulara dökecek
ve sonunda koparıp kokladığı elmayı
ayakları altında ezecek?

sevgili, ey biricik sevgili
ne de çok kara bulut var güneşin konukluğunu 
      bekleyen.
uçuş düşlediğin bir yolda bir gün
o kuş belirdi
sanki yeşil hayal çizgilerindendi
esintinin şehvetinde soluyan taze yapraklar
sanki
pencerenin lekesiz belleğinde yanan o mor yalaz
lambanın masum düşüncesinden başka bir şey 
değildi.

sokakta rüzgâr esiyor
bu yıkımın başlangıcıdır
senin ellerinin yıkıldığı gün de rüzgâr esiyordu
sevgili yıldızlar
kartondan yapılı sevgili yıldızlar
gökyüzünde, yalan esmeye başlayınca
artık yenik peygamberlerin surelerine nasıl
     sığınılabilir?
biz binlerce bin yıllık ölüler gibi birbirimize
    varırız ve o zaman
güneş cesetlerimizin boşa gitmişliğini yargılayacak.

ben üşüyorum
ben üşüyorum ve sanki hiçbir zaman ısınmayacağım
sevgili, ey biricik sevgili, "o şarap meğer kaç 
yıllıkmış?"
bak burada
zaman nasıl da ağır
ve balıklar nasıl da benim etlerimi kemiriyorlar
neden beni hep deniz diplerinde tutuyorsun?

ben üşüyorum ve sedef küpelerden nefret ediyorum
ben üşüyorum ve biliyorum
yabanıl bir gelinciğin tüm kızıl evhamlarından
birkaç damla kandan başka
hiçbir şey arda kalmayacak.
çizgileri bırakacağım
sayı saymasını da bırakacağım
ve sınırlı geometrik biçimler arasından
enginin duyumsal düzlemlerine sığınacağım
ben çıplağım, çıplağım, çıplak
sevgi sözcükleri arasındaki duraksamalar gibi çıplak
ve aşktandır tüm yaralarım benim
aşktan, aşktan, aşktan.
ben bu başıboş adayı
okyanusun devriminden geçirmişim
ve dağ patlamasından.
ve paramparça olmak o birleşik varlığın giziydi
en değersiz zerresinden güneş doğdu.

selam ey masum gece!

selam ey gece, ey çöl kurtlarının gözlerini
inanın ve güvenin kemiksi oyluklarına dönüştüren!
ve senin pınarının kıyısında, söğütlerin ruhları
baltaların sevecen ruhlarını kokluyorlar
ben düşüncelerin, sözlerin ve seslerin aldırmazlık
    dünyasından geliyorum
ve bu dünya yılan yuvasına benziyor
ve bu dünya
öyle insanların ayak sesleriyle doludur ki
seni öpüyorken
kafalarında seni asacakları urganı örüyorlar.

selam ey masum gece!

pencereyle görmek arasında
her zaman bir aralık var.

niçin bakmadım?
bir adam ıslak ağaçların yanından geçtiği zamanki
      gibi...

niçin bakmadım?
annem o gece ağlamıştı sanırım
benim acıya ulaştığımı ve dölün biçimlendiği gece
benim akasya başaklarına gelin olduğum gece
İsfahan'ın mavi çini tınlamasıyla dolduğu gece
ve benim yarı yanım olan kimse, benim dölümün
     içine dönmüştü
ve ben onu aynada görüyordum
ayna gibi duru ve aydınlıktı
ve ansızın çağırdı beni
ve ben akasya başaklarının gelini oldum.
annem o gece ağlamıştı sanırım.

bu tıkalı küçük pencereye nasıl da boş bir aydınlık
      uğradı
niçin bakmadım?
tüm mutluluk anları biliyorlardı
senin ellerinin yıkılacağını
ve ben bakmadım
ta ki saatin penceresi
açıldı ve o özgün kanarya dört kez öttü
dört kez öttü
ve ben o küçük kadınla karşılaştım
gözleri, simurgların boş yuvaları gibiydi
baldırlarının kımıltısında giderken sanki
benim görkemli düşümün kızlığını
kendisiyle götürüyordu gecenin yatağına.

acaba saçlarımı yeniden
rüzgârda tarayacak mıyım?
acaba bahçelere menekşe ekecek miyim
ve sardunyaları
pencere ardındaki gökyüzüne koyacak mıyım?
dans edecek miyim yeniden bardaklar üstünde?
kapı zili acaba beni
yeniden sesin bekleyişine doğru götürecek mi?

"bitti artık" dedim anneme
"hep düşünmeden önce olur olanlar
gazeteye başsağlığı ilanı vermeliyiz" dedim

boş insan
güvenle dolu, boş insan
bak dişleri nasıl
çiğnerken marş söylüyor
ve gözleri nasıl
yırtıyor dikizlerken
ve o nasıl ıslak ağaçların yanından geçiyor
dayançlı,
ağır,
başı boş.

saat dörtte,
damarlarının mavi urganı
ölü yılanlar gibi iki yanından boynunun
yukarı süzülmüş oldukları an
ve allak bullak şakaklarında o kanlı heceyi
yineliyorken
-selam
-selam
sen asla o dört su lalesini
kokladın mı hiç?...

zaman geçti
zaman geçti ve gece akasyanın çıplak dallarına düştü
gece pencere camlarının ardında kayıyor
ve soğuk diliyle
geçmiş günün artıklarını içine çekiyor.

ben nereden geliyorum?
ben nereden geliyorum?
böyle bulaşmışım gecenin kokusuna?
mezarımın toprağı tazedir hâlâ
o iki genç yeşil elin mezarını söylüyorum...

ne de sevecendin ey sevgili, ey biricik sevgili!
ne de sevecendin yalan söylerken
ne de sevecendin aynaların göz kapaklarını kapatırken
ve avizeleri
tel saplarından koparırken
 ve acımasız karanlıkta beni aşk ovalarına götürürken
ta ki susuzluk yangınının uzantısı olan o şaşkın
   buğu uyku çimenliğine oturdu
ve o karton yıldızlar
sonsuzun çevresinde dönerlerdi.
sözü neden sesli söylediler?
bakışı neden görüşmenin evinde konuk ettiler
neden okşayışı
kızoğlankız saçların arına götürdüler?
bak burada nasıl
sözle konuşanın
bakışla okşayanın
ve okşayışla ürkmekten dinginleşen canı
sanı direklerinde
çarmıha gerilmiştir.
ve gerçeğin beş harfi olan
senin beş parmağının dalı
onun yanaklarında nasıl iz bırakmıştır!

suskunluk nedir, nedir, nedir ey biricik sevgili?
suskunluk nedir söylenmemiş sözlerden başka
ben susuyorum fakat serçelerin dili
doğa şöleninin akan sözcüklerinin yaşam dilidir
serçelerin dili yani; bahar. yaprak. bahar.
serçelerin dili yani; meltem. koku. meltem.
serçelerin dili fabrikada ölüyor.

bu kimdir, bu sonsuzluğun caddesi üstünde
birlik anına doğru yürüyen
ve her zamanki saatini
matematiğin eksiltmeler ve ayırmalar mantığıyla
      kuran
bu kimdir bu, horozların ötüşünü
gündüzün yüreğinin başlangıcı diye bilmeyen
kahvaltı kokusu başlangıcı diye bilen
kimdir bu, başında aşk tacı taşıyan
ve gelinlik giysileri içinde çürüyen.

demek sonunda güneş
aynı zamanda
umutsuz kutuplarının ikisine birden ışımadı.
sen mavi çini tınlamasından boşaldın.

ve ben öyle doluyum ki sesimin üzerinde namaz
      kılıyorlar...

mutlu cenazeler
üzgün cenazeler
suskun düşünür cenazeler
güleryüzlü, güzel giysili, obur cenazeler
belirli saatlerin duraklarında
ve geçici ışıkların kuşkulu zemininde
ve boşunalığın çürük meyvalarını satın alma
     şehvetinde...
ah,
kavşaklarda ne insanlar var olayları merak ediyorlar
ve bu, dur düdüklerinin sesi
zamanın dişlisi altında bir adamın ezilmesi
gerektiği, gerektiği, gerektiği bir anda
ıslak ağaçların yanından geçen adam...

ben nereden geliyorum.

"bitti artık" dedim anneme,
"hep düşünmeden önce olur olanlar
gazeteye başsağlığı ilanı vermeliyiz" dedim

selam sana ey yalnızlığın garipliği,
odayı sana bırakıyorum
kara bulutlar her zaman çünkü
arınmanın yeni ayetlerinin peygamberleridir
ve bir mumun tanıklığında
apaydın bir giz var onu
o sonuncu ve o en uzun yalaz iyi biliyor

inanalım
soğuk mevsimin başlangıcına inanalım
düş bahçelerinin yıkıntılarına inanalım
işsiz devrik oraklara
ve tutsak tanelere.
bak nasıl da kar yağıyor.

belki de gerçek o iki genç eldi, o iki genç el
durmadan yağan karın altında gömülmüş olan
ve bir dahaki yıl, bahar
pencerenin arkasındaki gökyüzüyle seviştiğinde
ve teninde fışkırdıklarında
uçarı yeşil saplı fıskiyeler,
çiçek açacak olan o iki genç el
sevgili, ey biricik sevgili

inanalım soğuk mevsimin başlangıcına.

Füruğ Ferruhzad
Çeviri: Haşim Hüsrevşahi

🎭 Şairin Portresi

Füruğ Ferruhzad
(1934 - 1967)
İran edebiyatının isyankar ve tutkulu kraliçesi Füruğ, modern doğu şiirinde kadının sesini en gür haliyle duyurmuştur. Toplumsal tabuları yıkan samimiyeti, onun hem çok sevilmesine hem de dışlanmasına neden olmuştur. "Kuş ölür, sen uçuşu hatırla" dizesiyle ölümsüzleşen şair, trajediyle biten kısa ömrüne rağmen dünya edebiyatının en parlak ve cesur yıldızlarından biri olmayı sürdürmektedir.

📚 Kaynaklar ve Referanslar

  • Ferruhzad, F., Sonsuz Günbatımı, (Çev. Onat Kutlar / Celal Hosrovşahi).
  • ​Ferruhzad, F., Yalnızlık Duvarı, Metis Yayınları.

🔗 İlginizi Çekebilir: Alfabetik Tüm Şiirler

💬 Düşüncelerinizi Paylaşın: 

Füruğ’un "Hep düşünmeden önce olur olanlar" tespiti hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizin hayatınızda yıkımın başladığı o "saat dört" anı neyi temsil ediyor? Yorumlarınızı Siirrafim.art topluluğunda bekliyoruz.

✍️ Siirrafim.art

Daha Fazla Füruğ Ferruhzad:

🔄 Son Güncelleme: 2026-03-29T14:32:56Z

Bu içerik size ne hissettirdi?

✒️

Bu sayfada yer alan mısraların telif hakları şairin kendisine veya yasal temsilcilerine aittir. Gayemiz, edebiyatımızın bu kıymetli hazinelerini tanıtmak ve gönüllere sevdirmektir.

"Paylaşalım ki, sevgi sadece bizde kalmasın; tüm dünyaya nefes olsun."

Hiç yorum yok

Siz bu içerik hakkında ne düşünüyorsunuz? Düşüncelerinizi yazarak katkıda bulunabilirsiniz.

Yaşayan ve Yaşatılan Şiir

Şairler

Attila İlhan Nazım Hikmet Ran Cahit Külebi Hasan Hüseyin Korkmazgil Gülten Akın Melih Cevdet Anday Cemal Süreya Aşık Veysel Şatıroğlu Ceyhun Atuf Kansu Hilmi Yavuz Metin Altıok İlhan Berk Ahmed Arif Aziz Nesin Rıfat Ilgaz İsmet Özel Şükrü Erbaş Pablo Neruda Tevfik Fikret Turgut Uyar Ümit Yaşar Oğuzcan Ahmet Oktay Ataol Behramoğlu Behçet Necatigil Cahit Sıtkı Tarancı Can Yücel Enver Gökçe Karacaoğlan Mehmet Akif Ersoy Orhan Veli Kanık Yahya Kemal Beyatlı Adnan Yücel Ahmet Erhan Ahmet Haşim Ahmet Kutsi Tecer Ahmet Muhip Dıranas Ahmet Telli Bekir Sıtkı Erdoğan Kul Nesimi Muzaffer Tayyip Uslu Necip Fazıl Kısakürek Sabahattin Ali Sennur Sezer Sezai Karakoç Sylvia Plath Turgay Fişekçi Özdemir Asaf Ülkü Tamer Abdurrahim Karakoç Ali Rıza Ertan Arif Nihat Asya Arkadaş Zekai Özger Attila Jozsef Bedri Rahmi Eyüboğlu Behçet Aysan Cenap Şahabettin Charles Baudelaire Dante Alighieri Didem Madak Edgar Allan Poe Edip Cansever Ercişli Emrah Faruk Nafiz Çamlıbel Fazıl Hüsnü Dağlarca Fuzuli Halil Cibran Hidayet Karakuş Kemal Özer Louis Aragon Melisa Gürpınar Mevlana Celaleddin Rumi Muammer Hacıoğlu Pir Sultan Abdal Rainer Maria Rilke Refik Durbaş Rıza Tevfik Bölükbaşı Sadık Doğan Türkan İldeniz Yavuz Bülent Bakiler Yaşar Kemal Yunus Emre Yusuf Hayaloğlu A. Kadir Abdülhak Hamit Tarhan Ahmet Hamdi Tanpınar Arthur Rimbaud Asaf Halet Çelebi Aşık Daimi Bahaettin Karakoç Behçet Kemal Çağlar Bertolt Brecht Birhan Keskin Bülent Güldal Ece Ayhan Emily Dickinson Erzurumlu Emrah Federico Garcia Lorca Ferda Balkaya Çetin Füruğ Ferruhzad Johann Wolfgang von Goethe Jorge Luis Borges Kemalettin Kamu M. Sunullah Arısoy Mahmud Derviş Maya Angelou Mehmet Mahzun Doğan Metin Eloğlu Mustafa Özçelik Namık Kemal Nesimi Nevzat Çelik Neyzen Tevfik Nihat Behram Nilgün Marmara Niyazi Akıncıoğlu Nurullah Genç Oktay Rifat Horozcu Orhan Seyfi Orhon Paul Eluard Ruhsati Rüştü Onur Sait Maden Salih Bolat Serdari Seyhan Erözçelik Süreyya Berfe Teslim Abdal Turgay Kantürk Vasfi Mahir Kocatürk Vedat Türkali Veysel Çolak Victor Hugo Yaşar Nabi Nayır Yücel Kayıran Yılmaz Erdoğan Yılmaz Odabaşı Ziya Osman Saba Ömer Bedrettin Uşaklı Özdemir İnce İbrahim Tenekeci Şeyhi A. Vahap Akbaş Abdal Musa Abdülkadir Budak Abdülkadir Bulut Ali Şir Nevayi Aydın Öztürk Aşık Mahzuni Şerif Aşık Noksani Aşık Özlemi Baki Ayhan T. Bedrettin Aykın Bejan Matur Cahit Zarifoğlu Can Bonomo Celal Sahir Erozan Celal Sılay Cemal Safi Cevat Çapan Dadaloğlu Egemen Berköz Eşrefoğlu Rumi Fethi Savaşçı Gevheri Gonca Özmen Gültekin Emre Güven Turan Hacı Bayram Veli Halim Yağcıoğlu Hasan Ali Yücel Hasan Dede Hasibe Ayten Hüseyin Haydar Işık Öğütçü Kaygusuz Abdal Kayıkçı Kul Mustafa Kazak Abdal Kağızmanlı Hıfzı Kemal Varol Konstantin Simonov Kul Hüseyin Lale Müldür Langston Hughes Mahmut Temizyürek Mehmet Can Doğan Mesleki Mithat Cemal Kuntay Murathan Mungan Mustafa Aydoğan Naze Nejla Yerlikaya Necmettin Halil Onan Nur Saka Octavio Paz Onur Caymaz Orhan Alkaya Orhan Şaik Gökyay Ozan Erbabi Pierre-Jean de Beranger Sabahattin Kudret Aksakal Sultan Veled Ömer Turan

Bugünün Misafirleri

Bildirim!