Bir Şairin Hezeyanı, Abdülhak Hamit Tarhan Şiir Analizi ve Günümüz Türkçesi

Bir Şairin Hezeyanı, Abdülhak Hamit Tarhan — Şiir Analizi ve İncelemesi Bana üstâd-ı Sun'dur üstad, …

Son güncelleme: 4.8.26 Hesaplanıyor...

Bir Şairin Hezeyanı, Abdülhak Hamit Tarhan — Şiir Analizi ve İncelemesi

Bana üstâd-ı Sun'dur üstad,
Bunu cehlimden eyle istişhâd.
ŞiirBir Şairin Hezeyanı
ŞairAbdülhak Hamit Tarhan (1852–1937)
KonuŞairin kendini merkeze alıp doğrudan ilhamına bağlı kaldığı, akademik/dini otoriteye, klasik retoriğe ve dilbilgisi kurallarına başkaldırdığı, doğayı tek öğretmen kabul eden bir şiir sanatı (ars poetica) manifestosu
Edebi DönemTanzimat Edebiyatı, II. Dönem — Hamit'in "kendini merkez alan" romantik-bireyci şiir anlayışının en açık örneklerinden
Tematik Odakİlhamın tek otorite oluşu, doğanın tek öğretmen kabul edilmesi, klasik retorik ve dilbilgisine başkaldırı, "cehl" ile övünme, tabiat-sevgili birlikteliği
KaynakHep Yahut Hiç (kitaplarına girmemiş şiirleri, haz. İnci Enginün, 1982) — şiir 1883'te kaleme alınmıştır

Analitik Notlar

Şiir, harap mezarlara ve açık pencerelere seslenen alışılmadık bir "merhaba" ile açılır; şair daha ilk dizeden, saraylarda veya meclislerde değil yıkıntılarda huzur bulduğunu ilan eder. "Bence hep şi'rdir bu meşcereler / Şu bayırlar, harabeler, dereler" diyerek doğanın tamamının zaten şiir olduğunu söylemesi, konu ile biçim arasındaki klasik ayrımı ortadan kaldıran cüretkâr bir iddiadır. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin doğrudan bu şiire (1883) atıfla belirttiği gibi, Hamit burada "kendini merkez kabul eden ve doğrudan doğruya ilhamına bağlı kalarak hemen her şeye baş kaldırdığını" ifade eder -makale bu şiiri, "Makber Mukaddimesi" ve "Nâkâfî" ile birlikte, şairin kendi estetik anlayışını en açık dile getirdiği metinlerden sayar.

Orta bölüm bu başkaldırıyı açık bir poetikaya dönüştürür: denizden gelen saflığı "en güzel sanat," buluttan inen inceliği "en büyük hikmet" olarak adlandıran şair, düşüncesini yükselten göğü, şiirini süsleyen yıldızları anar ve klasik divan retoriğinin temel disiplinleri olan "beyan u bedi'"e ihtiyacı olmadığını ilan eder -kim isterse kınasın. Bu reddediş açık bir gururla derinleşir: ne "şeyh u şâb"dan yol göstericilik ister, ne bir "encümen"den yardım; tek üstadı "Üstâd-ı Sun'"dur -yaratılışın, doğanın kendisi- ve bunu kendi "cehl"inin (cehaletinin) bir tanığı saymasını ister. "Cehl ile iftiharı pek severim" dizesi, klasik Osmanlı edebiyat kültürünün bilgiye ve öğrenime verdiği değeri tam tersine çevirir.

Sonraki dörtlükler, bilgin otoritesinin yerine tamamen doğadan devşirilmiş bir müfredat koyar: selviden istikamet, taştan metanet, gölgelerden koruma, nihayet bir sevgi öğrenilir; devinen çimen "belâgat"ten söz eder, kuşlar "fesahat"ten, bir gonca "letafet" ve "selaset" dersi açar -her biri klasik retoriğin kendi terimleridir, ama artık kitaplara değil doğa olaylarına yüklenmiştir; bu bir reddiye değil, esprili bir tersine çevirmedir. Şair bir adım daha ileri gider: hiç sarf u nahiv (dilbilgisi) öğrenmediğini, gramerden hiç anlamadığını itiraf eder, "ulemâ benden etsin istikrah" der -çünkü tek görevi "Perverdigâr"ı, Tanrı'yı doğrudan sevmektir. Son iki dörtlükte şiir kozmik-dinî düzlemden kişisel bir düzleme kayar: bir melek, sevdiği birinin buradan geçeceğini gülerek haber verir; kapanış dörtlüğü ise bir yüzü, saçı, gözü betimler -doğanın kendi sanatının (iç güzelliğin aynası, doğanın taradığı saçlar, sonsuzlukla aynı renkteki gözler) bu kez tek bir sevgili figüründe tamamlandığını göstererek.

Bir Şairin Hezeyanı, Abdülhak Hamit Tarhan Şiir Analizi ve Günümüz Türkçesi
Bir Şairin Hezeyanı, Abdülhak Hamit Tarhan
BİR ŞAİRİN HEZEYANI

Merhaba ey harap makbereler,
Sâfiline küşâde pencereler!
Nezdinizde karârı pek severim.
Bence hep şi'rdir bu meşcereler,
Şu bayırlar, harabeler, dereler.
Bu esen rüzgârı pek severim.

Bahrdan levhime gelir safvet,
Safvet-i lehv o en güzel sanat.
Ebrden kalbime iner rikkat,
Rikkat-i kalb, o en büyük hikmet.
Ben hazan u baharı pek severim.

Fikrimi âsmân eder terfi,
Şi'rimi ahterân eder tarsi;
Her kim eylerse eylesin teşni',
Bana lâzım değil beyan u bedi'!
Köydeki çeşmesârı pek severim.

Dilemem şeyh u şâbdan irşâd,
Encümenden hiç istemem imdâd,
Bana üstâd-ı Sun'dur üstad,
Bunu cehlimden eyle istişhâd.
Cehl ile iftiharı pek severim.

Servden istikamet öğrendim,
Senge baktım metânet öğrendim,
Sâyelerden himâyet öğrendim.
Akıbet bir muhabbet öğrendim.
Ben bu nakş u nigârı pek severim.

Müteharrik çemen belâgatten,
Dem urur tâirân fasâhattan,
Gonca bir ders açar letâfetten,
Beni âgâh eder selâsetten.
Reviş-i cûybârı pek severim.

Yetişir âsmân önümde kitab,
Bana mektep gelir şu penbe sehâb.
Encümen cânişidir girdâb,
Ne hoş urmuş bu merkade mehtâb.
Şu gelen ihtiyarı pek severim.

Eder ilka hayalime ziynet,
Hande ettikçe her seher Kudret,
Görürüm her tarafta bin ibret,
Tek ü tenha önünde ey Vahdet,
Ettiğim âh u zârı pek severim.

Olmadım sarf u nahve ben âgâh,
Gramerden de anlamam billah,
Ulemâ benden etsin istikrâh,
Hiç vazifemde olmaz, ey hemrâh,
Çünkü Perverdigâr'ı pek severim.

Batmasın pâyına sakın bu çiçek,
Bir melek geldi söyledi gülerek,
Burdan sevdiğim güzâr edecek,
Ben onun da esiriyim gerçek,
Ben o merdüm-şikârı pek severim.

Vechi mir'at-ı hüsn-i sirettir,
Zülfü meşşate-i tabiattır,
Çeşmi hemreng-i sermediyyettir,
O da bir derstir, fazilettir.
Severim, yâdgârı pek severim.

Abdülhak Hâmit Tarhan (1852–1937)
Günümüz Türkçesiyle (sadeleştirme)

Merhaba ey harap mezarlıklar, saf/berrak olana açık pencereler! Sizin yanınızda huzur bulmayı çok severim. Bence bu ağaçlıklar hep şiirdir, şu bayırlar, harabeler, dereler de öyle. Bu esen rüzgârı çok severim.

Denizden zihnime saflık gelir; eğlencenin saflığı, o en güzel sanattır. Buluttan kalbime ince bir duyarlılık iner; kalbin inceliği, o en büyük hikmettir. Ben sonbaharı ve baharı çok severim.

Düşüncemi gökyüzü yükseltir; şiirimi yıldızlar süsler. Kim kınarsa kınasın, bana klasik retorik bilgisi gerekmez! Köydeki çeşme başını çok severim.

Ne şeyhten ne gençten yol gösterilmesini isterim; hiçbir topluluktan yardım istemem. Benim tek üstadım, yaratılışın kendisidir. Bunu cehaletimin bir tanığı say. Cehaletimle övünmeyi çok severim.

Selviden doğru duruşu öğrendim, taşa bakarak dayanıklılığı öğrendim, gölgelerden korumayı öğrendim. Sonunda bir sevgi öğrendim. Ben doğanın bu deseninini çok severim.

Devinen çimen etkili söz söylemekten bahseder, kuşlar akıcı konuşmadan söz eder. Gonca bana bir incelik dersi açar, beni açıklık konusunda bilgilendirir. Derenin akış tarzını çok severim.

Önümde gökyüzü bana kitap olarak yeter; şu pembe bulut bana bir okul gibi gelir. Girdap, meclisin yerini tutar. Ay ışığı bu mezara ne hoş vurmuş. Şu gelen yaşlı adamı çok severim.

Kudret (Tanrı'nın gücü) her sabah güldükçe hayalime bir süs bırakır. Her yanda binlerce ibret görürüm. Ey Birlik (Vahdet), senin önünde tek ve yalnız olarak çektiğim ah ve feryadı çok severim.

Ben dilbilgisi kurallarını hiç öğrenmedim, vallahi gramerden de anlamam. Âlimler benden tiksinsin varsın; bu hiç benim görevim değil ey yol arkadaşım, çünkü ben Rabb'imi çok severim.

Sakın bu çiçek ayağına batmasın; bir melek geldi gülerek söyledi: buradan sevdiğim biri geçecek. Gerçekten onun da esiriyim; o gönül avlayanı çok severim.

Onun yüzü, iç güzelliğinin aynasıdır; saçları doğanın kendi elinin taradığı bir güzelliktir. Gözleri sonsuzlukla aynı renktedir; bu da bir derstir, bir erdemdir. Severim, o hatırayı çok severim.

Özel Durum: Bir Kitaba Girmemiş Manifesto

TDV İslâm Ansiklopedisi'nin doğrudan belirttiği gibi, "Bir Şairin Hezeyanı" 1883'te kaleme alınmış, ama Hamit'in sağlığında yayımladığı hiçbir kitaba girmemiştir. Şiir, ancak şairin ölümünden onlarca yıl sonra, araştırmacı İnci Enginün'ün 1982'de hazırladığı ve Hamit'in "kitaplarına girmemiş şiirleri"ni bir araya getirdiği Hep Yahut Hiç adlı derlemede kitap hâlinde okurla buluşabilmiştir. TDV, bu şiiri "Makber Mukaddimesi" ve "Nâkâfî" ile birlikte, Hamit'in kendi şiir ve estetik anlayışını en doğrudan dile getirdiği metinler arasında sayar -yani şairin kendi kuşağına en çok meydan okuduğu manifestolarından biri, bir asra yakın bir süre sessizce beklemiştir.

Abdülhak Hamit Tarhan — Şairin Portresi

Şairin Makber adlı başyapıtına dair sitemizdeki Makber Şiiri İncelemesi yazımıza da göz atabilirsiniz.

Abdülhak Hamit Tarhan, 2 Ocak 1852'de İstanbul Bebek'te, dedesi Hekimbaşı Abdülhak Molla'nın yalısında doğdu. Babası tarihçi ve devlet adamı Hayrullah Efendi, annesi Kafkasya'dan küçük yaşta kaçırılıp İstanbul'a getirilen Münteha Nesib Hanım'dır. Bebek ve Rumelihisarı mahalle mekteplerinde başladığı eğitimini, kendisine şiir zevkini aşılayan Hoca Tahsin Efendi'den özel dersler alarak sürdürdü; on yaşında ağabeyi Nasuhi Bey'le gittiği Paris'te bir buçuk yıl özel bir okula devam etti. 1865'te Tahran büyükelçisi olan babasıyla İran'a gitti, ama babasının ani ölümü üzerine bir yıl sonra İstanbul'a dönmek zorunda kaldı.

1874'te Fatma Hanım'la evlenen, 1876'da Paris büyükelçiliği ikinci kâtipliğine atanan Hamit, Paris'te yazdığı Nesteren (1878) hükümetin tepkisini çekince görevinden alındı ve yıllarca büyük bir sıkıntı içinde yaşadı. 1883'te -"Bir Şairin Hezeyanı"nı da yazdığı yıl- Bombay şehbenderliğine atandı; Hindistan'ın vahşi doğasından derinden etkilenerek dönemin en iyi şiirlerinden sayılan metinlerini kaleme aldı. Fatma Hanım'ın vereme yakalanmasının ardından İstanbul'a dönüş yolunda, henüz yirmi altı yaşındaki eşini 1885'te Beyrut'ta kaybetti; bu acı, Türk şiirinin en çok tartışılan eserlerinden Makber'i doğurdu. Londra'da 1890'da İngiliz Nelly Clower'la, onun 1911'de vereme yenik düşmesinin ardından ise 1912'de Lüsyen Hanım'la evlendi.

Diplomatlık kariyerinin yanı sıra daha sağlığında "Şâir-i Âzam" ve "dâhi-i âzam" unvanlarıyla anılan, 1914-1918 arasında Meclis-i Âyân üyeliği, 1928'den ölümüne dek İstanbul milletvekilliği yapan Hamit, aruzun hemen bütün kalıplarını yeniden biçimlendirmiş, hatta hece ve kafiyesiz yeni şekiller bile denemiştir. "Ölüm şairi" olarak tanınmasına yol açan Makber'in yanı sıra Sahra, Bunlar Odur, Validem ve İlham-ı Vatan gibi şiir kitapları, Nesteren, Eşber, Tarık yahut Endülüs Fethi, Finten gibi tiyatro eserleri kaleme aldı. 13 Nisan 1937'de İstanbul'da, kendisine devletçe tahsis edilen Maçka Palas'taki dairesinde vefat etti; Zincirlikuyu Asri Mezarlığı'na defnedilen ilk kişi oldu.

Sıkça Sorulan Sorular

Bir Şairin Hezeyanı şiiri ne zaman yazılmıştır?

TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre şiir 1883'te kaleme alınmıştır; ancak yazarın sağlığında hiçbir kitabına girmemiş, ancak İnci Enginün'ün 1982'de hazırladığı Hep Yahut Hiç adlı derlemede yayımlanabilmiştir.

Bir Şairin Hezeyanı şiirinin konusu nedir?

Şiir, şairin kendini merkeze alıp doğrudan ilhamına bağlı kaldığı, akademik ve dini otoriteye, klasik retoriğe ve dilbilgisi kurallarına başkaldırdığı, doğayı tek öğretmen kabul eden bir şiir sanatı (ars poetica) manifestosudur.

Abdülhak Hamit Tarhan kimdir?

Abdülhak Hamit Tarhan (1852–1937), daha sağlığındayken "Şair-i Âzam" unvanıyla anılan, Tanzimat sonrası Türk şiirinde şekil ve içerik bakımından köklü yenilikler yapan, Makber adlı eseriyle "ölüm şairi" olarak tanınan şair ve oyun yazarıdır.

Hamit, "cehl ile iftiharı pek severim" diyerek bilgiye değil doğrudan ilhama güvendiğini ilan ediyor. Sizce bir sanatçı gerçekten kuralları hiç öğrenmeden, yalnızca doğayı ve içgüdüsünü izleyerek büyük bir eser ortaya koyabilir mi? Yorumlarda buluşalım.
📖 Bir Şairin Hezeyanı, Abdülhak Hamit Tarhan Şiir Analizi ve Günümüz Türkçesi

Rafa Sen de Katıl

İyi bir eser paylaşıldıkça değer kazanır — sen de paylaş, yorumla, Şiir Rafım'ın Okur-Yazar Ailesine Katıl
Beğen & Favorile
Google'da Takip Et Şiir Gündemini Google'da Takip Et Google aramalarında ve Discover akışında Şiir Rafım'ı öne çıkar — yeni yazılardan ilk sen haberdar ol.
Paylaş
Facebook WhatsApp X ⋮ Daha Fazla
Telegram Pinterest LinkedIn Tumblr Reddit Threads NSosyal Flipboard BSky Instagram Blogger Blog Kafe E-posta Linki Kopyala 📱 Cihazından Seç
Yorumla
Yorum Gönder
Favorilere Ekle
Favorilere eklemek için Google hesabınla giriş yapman gerekiyor.

Okuyucu Sesleri

Henüz yorum yapılmadı

Bu yazı için ilk yorumu sen yazmak ister misin?